Toplum-Birey şiirini okumak için tıklayın. Ercan Ağtaş tarafından yazılan Toplum-Birey şiiri ve diğer şair Ercan Ağtaş şiirleri Antoloji.com'da. 4 Tema: Birey ve Toplum 11. Aşağıda büyük harflerin kullanıldığı yerlerle ilgili bazı kurallar verilmiştir: Yer adları (kıta, bölge, il, ilçe, semt vb.) büyük harfle başlar. Uyarı: Özel ada dâhil olmayıp tamlama kuran şehir, il, ilçe, belde vb. sözcükler küçük harfle başlar. a Başlık ve paragraf hakkında kısa bilgi verilir. b) Kıta ve dize hakkında kısa bilgi verilir. Anlama T.3.3.22. Kısa ve basit dijital metinlerdeki mesajı kavrar. Anlama T.3.3.23. Metindeki gerçek ve hayalî ögeleri ayırt eder. Anlama T.3.3.24. Okudukları ile ilgili çıkarımlar yapar. Şiir Duygu, hayal ve düşüncelerin bir düzene bağlı olarak, çekici/etkileyici bir dil ve ahenkli mısralar içinde aktarılmasıdır. Edebiyat türlerinin en eskisi şiirdir. Bugüne kadar şiirin birçok tanımı yapılmıştır. Bu tanımlamalar çağdan çağa, kişiden kişiye değişmiş; kesin bir tanıma ulaşmamıştır. Şiir Edebiyatve Toplum Sempozyumu PDF Cilt 2-s.231-241.pdf. Çiğdem Akyüz. CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK ŞİİR POETİKALARININ TOPLUMSALLIK BOYUTU. by Haluk Öner. 89yıldır bitmeyen devlet eliyle provoke edilen cumhuriyet ve demokrasiye geçiş çalışmalarının toplum karıştırılarak-sağ, sol; alevi, sünni; kürt, türk; dindar, dinsiz; laik, anti laik, ya da sağ kemalizm, sol kemalizm, en son dindar kemalizm- ve bunlar bahane edilerek onlarca kez son buldurulma örnekleri Qs9d5b. Destanların birey ve toplum üzerindeki etkileri ile ilgili düşüncelerinizi anlatınız. sorusunun cevabını kısaca yazdık. Destan toplumu çeşitli şekillerde etkiler. Bu konu ile ilgili düşüncelerimizi şu şekilde toplumun tarihini meydana getiren bireyleri birbirine geçmişi ile övünmesini, gururlanmasını aynı geçmişe sahip olduğunu öğrenir, geleceğe birlikte yürüme azmi dış güçlere karşı ortak geçmişi ile karşı koyar. Düşmanlara karşı tek yürek sayesinde birey şanlı bir geçmişi olduğunu öğrenir, toplumun geleceği için toplumun kültürünü gelecek nesillere bireylere ahlak dersi verdiği için toplumu iyi yönde gelişmesini sağlar. Toplumun temel değerlerini korur. Toplum dinamik bir olgudur. Sürekli bir değişme içindedir. Unutulmamalıdır ki, değişime direnen güçler ve kesimler de değişime uğramaktan kurtulamazlar. Toplumların statik değil, dinamik oluşları sosyal yapılarını da her an değişime tabi tutmaktadır. Sosyal yapıyı oluşturan kültürler dış dünyaya açıktırlar; onlardan etkiler almaktadırlar. Yüksek düzeydeki kültürler başka kültürlere etkide bulunurlar. Dünyamızda insanoğlu belirdiğinden bugüne ne ebedi bir toplum ne de ebedi bir devlet var olmadı. Bu bağlamda, toplumlar adeta birer makro canlı organizmalardır; onların birer ürünü olan devletler de doğar, büyür, gelişir ve yok olurlar. Yalnızca yok oluş süreleri farklıdır. Bu nedenle, toplumlar birer farklılıklar manzumesidir. Bu farklılıkları yadsımak, görmezden gelmek toplum bilimcinin misyonu olmamalıdır. Toplum bilimci realitenin dışına çıktığı takdirde kendini de yadsımış olacaktır. Toplumların ve kültürlerin değişim süreçlerine rağmen, söz konusu kültürlerin birer unsuru sayılan kültler inanç kalıpları en geç değişime uğrayan ve yer yer direnen unsurlardır. Toplumların teknolojiyi almalarına karşın bu inanç kalıpları yine de varlıklarını devam ettirebilirler. Teknolojiyi uygulayan toplumlar kültürel açıdan kendilerini dünyaya uyarlamıyorlarsa bu durum sosyoloji biliminde “kültürel gecikme” kavramıyla açıklanmaktadır. Az gelişmiş bir toplumun bireyleri, gelişmiş toplumlarda uzunca süre yaşamalarına rağmen iptidai geleneklerini sürdürmeye genel olarak devam etmektedirler. Oysa, dünya halkları kendilerine özgü geri kalmış olan kültür kalıplarını dünyaya uyarladıkça evrensel uyumdan söz edebiliriz. Evrensel uyum ise evrensel hukuk normlarıyla perçinlenir. Evrensel hukuk normlarına uyulmayan gezegenimizin geri kalmış bölgelerinde dinsel ve etnik çatışmaların barut kokuları göğe yükselmektedir. Toplum bilim klişeleşmiş dogmaları, doktriner sloganları papağan gibi tekrarlama sanatı olamaz. Toplum bilim, bir toplumda var olagelen sorunların ve olguların tıpkı bir kedi içgüdüsüyle üstünün örtülmesini ve görmezlikten gelinmesini de doğru bulmaz. Toplum bilim, adeta toplumun MR’ını çekip ona göre teşhis belirleyip tedaviye yönelmeyi uygun gören bir bilimdir. Bu bakımdan, bilimsel yöntem akıl ilkelerine dayalı olarak, mantıksal tutarlılık ve içeriksel açıdan bilginin doğruluğunun test edildiği bir dedektör aygıtına benzemektedir. Bu yöntemi hiç şüphesiz bilim olmak itibarıyla toplum bilim de uygulamaktadır. En çok da belki onun gereksinimi vardır bu yöntem denilen dedektöre. Yoksa bizler nasıl anlarız neyin doğru neyin yanlış olduğunu? Nasıl anlarız; bu topraklar üzerinde özgürce yaşamanın, kardeşçe dayanışmanın, adam gibi adam olmanın, fitneden ve fesattan uzak durmanın, kişiliğimize ve onurumuza toz kondurmamanın – yeryüzündeki varlıkların en şereflisi olarak bizlerin yani insan oğullarının – erdemini?… Bunlar olmadan hiç oluşturulabilir mi adem oğullarının mayası? Toplum bilim, nitelikli insanlardan oluşan toplumların da nitelikli ve saygın olacaklarını iyi belirlemektedir. Toplumları bir binaya benzetecek olursak, binayı oluşturan yapı taşları ya da malzemeleri ne denli sağlamsa yapı da o denli sağlam güçlü olan sosyal oluşumlar da birçok “sosyal deprem”e dayanıklı olurlar. Toplumun yapı taşları bireylerdir. Bireyleri mutlu olmayan, sorunlu ve saldırgan olan, kendi kişiliğini henüz bulamamış insanlardan oluşuyorsa o toplumda yapılması gereken, çözülmesi uygun olan çokça işler ve sorunlar var demektir. Kimi toplumlar da fırtınalı havalarda yelkenleri kopmuş, her yöne savrulan, pusulasını şaşırmış, ileri rotasını kaybedip gerisin geriye savrulan bir tekne konumunda olabilirler. Böylesi durumlarda dahi teknenin mürettebatının ve yolcularının ortak akla dayalı olarak istenilen hedeflere ulaşmaları mümkündür. Birbirleriyle didişen, itişip kakışan yolculardan oluşan bir teknenin zamanla su alacağı bilinen bir gerçektir. O halde böyle bir facianın olmaması için bireylerin karşılıklı anlayışları, empati yapmaları, adam yerine saymaları ve sayılmaları beklenilen davranış modellerindendir. Yoksa, nasıl yenileniriz bizler? Yeryüzünün izbe sokaklarından bizleri geleceğe ulaştıracak aydınlık ana arterlere nasıl çıkabiliriz? Nasıl varabiliriz bizi esenliğe ulaştıracak aydınlık , güneşli ve güzel günlere? Böylesine çıkışlar ancak sosyoloji denen toplum bilimin bilimsel kriterlerine, verilerine, sonuçlarına olan öz güvenimiz sayesinde gerçekleşebilir. Nasıl arı bin bir çiçekten bal eyliyorsa, bizler de içinde yaşadığımız toplumun farklılıklarına olan saygımız sonucu yüksek irtifalı fikirleri savunmanın erdemine ulaşmış oluruz. Bir toplumda toplum bilimciye kayda değer görevler düşmektedir. Bu görevlerin başında toplumsal katmanlar, gruplar, sınıflar, farklı oluşum ve inançlar, kültürler arasında empati yapma becerisini kavratmak olmalıdır. Başkalarının yerine insanın kendisinin olduğunu düşünmesi hiç şüphe yok ki, insanlar ve sosyal kesimler arası uzlaşmanın başlıca dayanağı olacaktır. Yaşadığımız süreçlerin tekdüzeliğini dinamik oluşa dönüştüren güç, sosyal ilişkiler sonucu edindiğimiz deneyimlerdir. Bu deneyimler kişiliğimizi geliştiren ve bir o ölçüde de pekiştiren, toplumsal itibarımızı oluşturan yadsınamaz etkenlerdir. Bizi biz yapan değerleri bu toplumdan öğreniyoruz. Bu değerler yozlaşmadığı sürece benliğimizi kaybetmenin endişesi içinde olamayız. Bizim kendimize özgü olduğunu sandığımız mevcut insani değerler aslında evrensel hümanizma ile iç içedirler. Bu bağlamda, yeryüzünün marjinalleri olmaya asla niyetimiz olamaz. Bu gezegende bizim de saygın bir konumda olmamız gittikçe hayati bir önem taşımaktadır. Teknolojinin etik değerleri elimine ettiği bu hengâme ortamında etik açıdan zevahiri kurtarmak içtenlikli önceliğimiz olmalıdır. Bir toplumda etik değerler dumura uğrarsa kimse bundan kazançlı çıkamaz. Nasıl ki, toplumun farklı kesimleri arasındaki uyuşmazlıklar uzun vadede kimseye kazanım sağlamazsa, kendi iç dünyalarında soyluluğun erdemini kavrayamamış olanların geleceğe ilişkin söz söyleme hakları da olamaz. Köhnemiş toplumsal kurumların yerine çağa uygun olanları ikame eden, bireyin bireyle, bireyin devletle, devletin diğer devletlerle ilişkilerini insani boyutlara istinaden sürdüren sosyal yapılar ve unsurlar geleceğin müreffeh şarkılarını söyleme haklarına sahip olurlar. Umutsuzluğun kol gezdiği, miskinliğin bir virüs gibi yayıldığı, adil olamamanın adeta bir davranış modeli olarak yaygınlaştığı toplumlarda eğitimciler bireyleri motive etmenin nafile gayretleri içinde bunlarla birlikte, kendi eğitimcisi karşısında kişiliği erozyona uğramış ve şahsiyet basamaklarından yükselerek soyluluk katına erişemeyen öğrenci profillerinin giderek yaygınlaşması toplumun bünyesinde kanserli bir merkez üssünün varlığını dile getirmektedir. Saygı, sevgi, tevazu bizim geleneksel terbiyemizin temel taşlarıydı. Bu ve benzeri temel taşları yerinden oynatmak, ayakta kalmaya çabalayan başlıca insani barınağımızın çöküntüsüne yol açmak üzeredir. Bu yapıda derin gedikler açılmış; o varlığı övülen barınak ya da yapı artık barınılamaz hale gelmiştir. Öyle ki, bir toplumun ve o toplumun özellikle öğrencilerinin öğretmenlerine duyduğu saygı ve insana yaraşır “beşeri münasebet”, uygar dünyada yer almanın göstergesidir. Buna karşılık, öğretmenler de saygın olmayı, kendisinin ve mesleğinin itibarını her şeyin üstünde tutmayı temel felsefe edinmelidirler. Kibirlilik, mağrurluk, savaş kazanmış komutan edaları eğitimcinin tavrı olmamalıdır. Eğitimci üslubuna, konuşma adabına, kurduğu cümlelere özen göstermekle yükümlüdür. Öyle ki, kendisi eğitime muhtaç olan birinin genç nesillerin eğitimcisi rolünü üstlenmesi deyim yerindeyse toplumsal bir yıkımın belirtisi olur. Provokatör, ortam gerici, belirli kesimleri öteleyici, bilgi ve beceri yoksunu, adeta dedikodu fabrikası gibi çalışan; üstelik yüzü kızarmadan pervasızca yalan söyleyen, gösteri ve tören megalomanlarının ne eğitim camiasına ne de toplumun bir başka alanına yararlı oldukları söylenemez. Çağdaşlaşmak, modernleşmek, demokratlaşmak, ilerici değerlere sahip olmak, savaşsız ve sömürüsüz bir dünyanın var olmasına özlem duymak; insan olarak üzerimizdeki etik gömleği çıkarıp atmak değildir. Bu takdirde, birey ve dolayısıyla toplum içten içe yara almış olur. Geleceğin mutlu, müreffeh ve medeni toplumunu oluşturmak için el birliğiyle mevcut sorunları çözümlemek dileğiyle… Bilal Aksoy / İzmir Çalışmanın Birey Ve Toplum Açısından Önemi Nedirİnsan haklarının ön plana çıktığı günümüzün çoğulcu demokratik yönetim sistemlerinde, her insan için bir hak olma niteliği kazanan çalışma; özgüvenin kazanılmasında önemli bir yere sahiptir. Ayrıca, sürekli değişen yapısı ile birlikte kronolojik yaşın ilerlemesine paralel olarak psiko-sosyal ve fizyoljik kökenli değişimlerden etkilenerek önemini giderek yaşam sürecinin önemli bir bölümünü kapsayan ve bu süreçte çoğunlukla yetişkinlik döneminin temel gelişimsel görevlerinden biri olarak kabul edilen çalışma; kişinin bedensel veya zihinsel olarak herhangi bir yönde emek vermesi ve bundan ekonomik, psikolojik, sosyal ve kültürel rolleri açısından doyum sağlaması konusunu; fizyolojik, psikolojik, sosyolojik ve ekonomik yönleriyle inceleyen birçok bilimsel kuram literatürde yer boyu insanların istediğini elde etmesi, ancak çalışmakla olur. Çalışmak hem yaşamın sürdürülmesi hem de kişiliğin gelişmesi için vazgeçilmez bir gereksinimdir. İnsan çalışıp yarattıkça, yarattığı ürünleri gördükçe, kendisine güvenir. Yaptıklarıyla saygınlık kazandıkça kendisini geliştirme olanağı bulurBireylerin çalışma dünyasında elde etmek istedikleri statü ve başkaları tarafından değer verilme, saygınlık kazanma güdüsüyle birleşir. Başkaları tarafından övülmek, saygı görmek, beğeni kazanmak bu güdünün sonucudurÇalışmanın sosyal yararları; bir yere gidildiğinde rahat ilişki kurmak, statü sahibi olmak, başkaları tarafından değerli bulunmak ve birileri tarafından gereksinim duyulan bir kimse olmak gibi durumlardır. Başa dön tuşu BİREY ve TOPLUM Rol-Herhangi bir yerde bir kişi ya da bir şeyin üzerine düşen görevlere rol Gelen RollerDoğuştan gelen bir ilgi, yetenek şansımız evlat, kardeş Kazanılan RollerKendi isteğimizle çalışıp, çabalayarak elde ettiğimiz şansımız takım kaptanı olmak, kulüp başkanı olmak gün içinde bile değişiklik gösterir. Okulda öğretmen, evde anne, evde kocasına eş, takside müşteri, aileye evlat, misafire ev sahibi, hastane de doktor ya da hasta, karşı daireye komşu gibi çeşitli rollerde Ailemiz içinde bulunduğumuz ilk grubumuzdur. Aile aynı zamanda ilk sosyal kurumdur ve sürekli devam Roller AileAnneanne, dede anne baba kardeş …OkulÖğretmen, müdür, öğrenci …Spor kulübüOyuncu, izleyici …Hak Yasalar ve anlaşmaların insanlara tanıdığı yetkiler toplamına hak Kişinin üzerine aldığı görevi sonuçlarıyla kabullenerek yerine getirmesine, üstlenmesine sorumluluk Bir kısıtlama, zorlama olmadan düşünme, davranma, serbestlik. Özgürlükler sınırsız değildir. Bir kişinin özgürlüğü, başka bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde Rol Yaptığımız meslek grubunun gerektirdiği davranışları sergilemeye, kurallarına uygun hareket etmeye mesleki rol OLUŞTURAN UNSURLAR Kültürümüz gelenek ve örfler, tarih, dil, din ve sanatın birleşmesiyle yargıBir kişi veya olay hakkında fikir sahibi olmadan, yeterli bilgi edinmeden önceden karara varmış olma durumuna önyargı insanın gözünden dış dünyayı görüp anlamak, kendini karşıdaki insanın yerine koyabilme yargı Sebepleri-Karşımızdaki insanı tanımamak-Karşımızdaki insana ve farklılıklarına saygı duymamak-Empati yapamamakÖn yargı Çeşitleri-Kültür Farklılığı-Sosyoekonomik Yapı-Cinsiyet AyrımcılığıÖn yargının Sonuçları-Toplumda ayrışma-Toplumsal çatışma-Arkadaşlık ilişkilerinde bozulma-Ön yargının azaltılması için yapılması gerekenler-Toplumsal teması artırmak-İnsanlar arasındaki iletişimi, duygusal bağı ve karşılıklı saygı ve anlayışı geliştirmekSosyal Yardımlaşma ve Dayanışmaİnsanların beslenme, barınma, giyinme eğitim sağlık gibi çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli her şeyi yapan değerlere sosyal yardımlaşma ve dayanışma yardımlaşma çeşitleriMaddi yardımlaşma İhtiyacı olanlara para ve eşya vermekManevi yardımlaşma Komşumuzun iyi ve kötü gününde yanında Toplum KuruluşlarıTürkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı TEGVLösemili Çocuklar Vakfı LÖSEVTema Vakfı Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları KorumaMehmetçik VakfıKızılaySosyal Yardımlaşmanın Faydaları-İnsanlarla iletişimi huzuru bağları kıskançlık gibi kötü duygulara engel güven ortamı oluşumunu sağlar. Şehitler Haftası şiirleri bu sayfada en güzel uzun ve kısa Şehitler Haftası ile ilgili şiirler okuyabilirsiniz. Vatan geçmişten beri bağımsız yaşamış Türk milleti için çok büyük anlam ifade etmektedir. Vatan için pek çok eser ortaya konmuş ve türkülerle, şiirlerle her zaman akıllarda yer etmiştir. Vatanı olmayan bir millet olamaz. Çünkü bağımsız olamaz ve yaşanacak bir toplum olmaktan çıkar. Vatan sevgisi öylesine söylenmiş bir kavram değildir. Eskiden bu vatan uğruna şehit düşmüş pek çok kahraman için bile olsa bu kavram içten söylenir. Tarihimiz bu açıdan destanlarla, kahramanlık hikayeleriyle doludur. Türk milleti yeri geldiğinde vatanını korumak için erkek, kadın, yaşlı, genç demeden cepheden cepheye canı pahasında ve yokluk içinde koşmuştur. Bu vatan uğruna canını dişine takan ve hatta canını bu topraklara veren insanları, şehitlerimizi hiçbir zaman unutmamayı kendimize bir borç bilmeli ve onlara yakışır şekilde davranmalıyız. Mehmet Akif Ersoy’un da İstiklal Marşı’nda söylediği gibi “Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin hürriyet, Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal!” 2 3 4 ve 5 kıta Şehitler haftası hakkında şiirler Şehitler Haftası İle İlgili Şiirler Şehit Kayıpmışım ben aylar boyunca Bulundu cesedim, kanlar içinde Anam ağladı, taş duvarlar yıkıldı Gözü yaşlı kardeşim munzur dağına çıktı Gömdüler beni kör bir kuyuya Meçhul diye yazdılar mezar taşıma Yeter çileli anam ağlama Gözyaşınla toprağımı sulama Hatçe gelini ele versinler Oğluma yiğit evladı desinler Anamın muskası boynuna asılsın Dostum Hak yolundan şaşmasın Sedef Anlı Tüm Şehitlere Hak bir, yol bir, şehitlik bir. Toprağa kulağını ver belki seslenir kabir Şehitler önünde topraklar irkilir Şehitlerin değerini vatan sevdalısı bilir Sıçradı mevziden ALLAH ALLAH diye Bağrını açtı vatana sıkılan hain mermiye Hissetmedi acıyı düştü kuş tüyü mevziye Öyle güzelsin ki EY ŞEHİT benzemiyorsun ölüye Şehit düşülmezse vatan olmaz Vatan bahçesinde güller solmaz Emir yaratandan şehitler ölmez Şehitler içimizde yaşar vatan bölünmez Şafaklar sökmeyince güneşler doğmaz Kutsal vatan şehitlere doymaz Cehalet zincirleri imanı boğmaz İmansız şehit şehit olmaz Yırtık elbisesini dikmeyin Al kırmızı çamuru yüzünden silmeyin Şehitlere sakın ölü demeyin Ardından bir fatiha söyleyin Sen övülmüş kefensiz yatansın MUHAMMED aşkına can veren serdarsın Sana gözler yetmez ardından ırmaklar ağlasın Selamlar sana EY ŞEHİT EN YÜCE MAKAMDASIN Senin bizlere emanetin Ağıtlar yakan ana çökmüş bir baba Alyazmalı bacı gözü yaşlı bir yetim VATAN ONLARA SAHİP ÇIKTI ÜZÜLME MEHMEDİM!! Zekai Uz Şehit anne , oğlun öldü deseler, al bayrağa sarsalar, gurur duy, oğlum şehit de ağlama anne… 9 çocuk doğurdun, 9 asker oldular 9 asker 9 oğuz soydular 1 inin adını şehit koydular, başını dik tut ağlama anne… elimde silahımla nöbet tutmadım mı dağlarda hainlere kurşun sıkmadım mı gece gündüz hasretinle yanmadım mı hakkın çok, ağlama, hakkını helal et anne… yaşarken gariptim, ölürken şehit, yaşarken yalnızdım, ölürken ordu, selam edin nazlı yare, nazı bize şerbet oldu kavuşmadan şehit oldum ağlama anne… bin canım olsa şu vatana feda olsun, al bayrağın yanına silahım konulsun namustur bayrağım başımda dursun al bayrağı görünce gurur duy ağlama anne Ömer Sağıroğlu ​ Mehmetçik Esaret zincirini kanlarla kıran Mehmet, Hürmetle eğilmede huzurunda bu millet, Kan verdin şu toprağa ebedi şan aldın sen. Öldünde savaşlarda yaşatmak için yurdunu, Çoştunda savaşlarda azgın düşmanlar durdu. Bütün dünya milleti o azgın düşmanlar ki, Memleketi istila edeceklerdi sanki. Düşündüler mi onlar üç kıtanın fethini, Düşündüler mi onlar şanlı tarihini. Çoştun da bir zamanlar atlamıştın Tuna’yı, Ezmiştin hasımları sarmıştın Viyana’yı. Avrupa ortasında yıllarca at oynattın, Dillere destan olan kahramanlar yarattın. Saçtın oralarda binbir dehşetle korku, Sinerek düşmanların Türk geliyor diyordu. Unutulmuştu demek o istila günleri, Tarihe nam saldığı Türk’ün şanlı günleri. Hatırladın sen o şerefli anları, Çanakkale önünde boğarak düşmanları. Çarpışarak orada bulmak için hakkını, Durdurdun imanınla,çoşup gelen akını. Bir kere daha geçti şanlı tarihe ismin, Sen bizim kalbimizde ölmez ve ebedisin. Mehmedim Şehit Oluyor Kahpeler kahpece vuruyor Mehmet şehit oluyor, Mehmedim şehit oluyorda Hâkka doğru yürüyor, Mehmedimi şehit edenler, Cehennemi boyluyor, Kahpeler kahpece vuruyor Mehmet şehit oluyor. Şehit Mehmedimin son sözü Allah Allah oluyor, Elinde solmuş bir fotoğraf yüzü gül gibi soluyor, Ey kahpeler, bu şeni dünya sizlere de kalmıyor, Kahpeler kahpece vuruyor Mehmet şehit oluyor. Mehmedim şehit oluyor, Cenneti görüp gülüyor, Şehit olacağın önceden bilip, mektuplar yazıyor, Bu analar Vatanı için, ne Mehmetler doğuruyor, Kahpeler kahpece vuruyor Mehmet şehit oluyor. Yusuf Önder Bahçeci Şehit Al kanımla dalgalansın bayrağım Bin can verem,vatan kalsın toprağım Vatan sağ oldukça bil ki ben sağım Ahmet şehit,Ali şehit,ben şehit. Dağlar bile söylüyorken türkümüz Kaçabile bu vatandan hangimiz Nerde düşsek orda bizim gönlümüz Yahya şehit,Seyyit şehit,ben şehit. Dünya gelse,vatan için,din için Gözüm kırpmam bir can için,baş için Derim Allah! muzaffer et hak için’ Resul şehit,Nebi şehit,ben şehit Rivayet Kurban Oğlun şehit oldu Alnımdan vuruldum kanım akıyor Oğlun şehit oldu ağlama anam Gözlerim bayrağa doğru bakıyor Oğlun şehit oldu ağlama anam Canım feda olsun, benden bu kadar Yıldızlar doğarken güneşler batar Her karış toprakta şüheda yatar Oğlun şehit oldu ağlama anam Teskerem yaklaştı gelecek idim Gözünün yaşını silecek idim Ne bileydim böyle ölecek idim Oğlun şehit oldu ağlama anam Kınalı kuzunu bekleme gelmez Allah’a emanet, şehitler ölmez Şehit olan bilir başkası bilmez Oğlun şehit oldu ağlama anam Babama söyleyin ağıt yakmasın Yârim göz yaşını sakın dökmesin Geleceğim diye yola bakmasın Oğlun şehit oldu ağlama anam Mikdat Bal Şehitler Haftası Şiirleri Hakkında Yorumlarınızı Aşağıdan Hemen Yazabilirsiniz.

birey ve toplum ile ilgili şiir kısa