Herşeyin gerçek sahibi Allah'tır. Bu yüzden bütün varlıklar ona muhtaçtır.(27) Sâlik [tasavvuf yolundaki yolcu] bu makama ulaştığında ruh, başka şeylere sapma ve ilgilenme kayıtlarından kurtulur.
YoksaAllah’a, O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma ile Allah’ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?” De ki: “Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. O, birdir, mutlak hâkimiyet sahibidir.” Diyanet Vakfı: (Resûlüm!) De ki: «Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?» De ki: «Allah´tır.»
Yani bizim sahip olduklarımızın tamamının gerçek sahibi ve ayette belirtildiği gibi mirasçısı Allah’tır. İnsan Allah tarafından kendine karşılığında herhangi bir şey istenmeden verilen sahip olduğu bu şeylerin bir kısmını Allah’ın istediği şekilde bağışlayarak aslında yine bu varlıkları gerçek sahibine
Listento Her Şeyin Sahibi Allah on Spotify. Sedat UçanSong · 2018.
Hüvel-Bâtın: O Bâtıntır; bütün varlıkların içyüzlerini mükemmel bir fabrikanın harika makineleri gibi yaratıp işleten ve herşeyin iç âlemine hükmeden Allah’tır Hüve’z-Zâhir: O Zâhirdir; her şeyin dış yüzlerini çeşitli cihaz ve ürünlerle donatıp ve ince nakışlarla süsleyerek mükemmel ve güzel yaratan
Zahidane ve sufiyane bir hayat yaşayan kişi. Farsça bir kelime olan derviş, esas itibariyle “fakir, yoksul, dilenci” anlamına gelmektedir.
MWgzJdI. Aradığınız kelime sarı renk ile işaretlenir. Yazı boyutu WhatsApp Yazıcı Her şey Allah’tandır Sual Duvara yapıştırdığım bir kâğıt kuruyunca kendiliğinden düştü. Bunu Allah mı düşürdü? Duvar saatinin pili tükendiği için durdu. Bunu Allah mı durdurdu? Pil koyunca saati çalıştıran Allah mı? Rüzgâr esince ağacın yaprakları hareket ediyor. Bunu da mı Allah yapıyor? Trafikte fazla sürat ve dikkatsizlik yapıp kaza yapıyoruz. Bunu da mı Allah yapıyor? Birinin şuuru bozulup intihar ediyor. Bunu da mı Allah yapıyor? Benzin bitince araba duruyor. Bunu da mı Allah yapıyor? Benzin konunca araba çalışıyor. Bunu da mı Allah yapıyor? Bir arkadaş, Allah böyle işlere karışmaz dedi. Her şeyi Allah yapmıyor mu? CEVAP Evet, her şeyi Allahü teâlâ yapıyor. Tek yaratıcı vardır. Allah’tan başka yaratıcı yoktur. Her şeyin yaratıcısı Allahü teâlâdır. Üç âyet-i kerime meali Her şeyi yaratan Allah’tır. [Zümer 62] Her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah’tır. [Mümin 62] Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır. [Saffat 96] Trafik kazası olsa, biri birini öldürse, bunları yaratan yine Allahü teâlâdır. O kişinin veya o kişilerin ölümüne o şeyler sebep kılınmıştır. Yağmurların yağması, yıldırımların zarar vermesi, depremler, her ne kadar tabiat kanunu denilen olaylar içinde cereyan ediyorsa da, bunların asıl yaratıcısı Allahü teâlâdır, çünkü imanın altı şartından biri de hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmaktır. Bir beyit Cümle eşya Hâlık’ındır, kul eliyle işlenir. Emr-i Bari olmayınca, sanma bir çöp deprenir. İnsanların ihtiyarî işleri, isteyerek yaptıkları şeyler, insanın kesbi ile Allah’ın yaratmasından meydana gelmektedir. İnsanın yaptığı işte, kendi kesbi, ihtiyarı [seçmesi, beğenmesi] olmasa, o iş titreme şeklini alır. Kalbin hareketi gibi olur. Hâlbuki ihtiyarî [iradesiyle yaptığı] hareketlerin, böyle olmadığı açıktır. Her ikisini de, Allahü teâlâ yarattığı hâlde, ihtiyarî hareketle, titreme hareketi arasında görülen bu fark, kesbden ileri gelmektedir. Allahü teâlâ, kullarına merhamet ederek, onların işlerinin yaratılmasını, onların kastlarına, arzularına tâbi kılmıştır. Kul isteyince, kulun işini yaratmaktadır. Bunun için de, kul mesul olur. İşin sevabı ve cezası, kula olur. Allahü teâlânın kullarına verdiği kast ve ihtiyar, işi yapıp yapmamakta eşittir. Kullarına, emirlerini ve yasaklarını yerine getirecek kadar güç, kuvvet ve ihtiyar vermiştir. Bir işin iyi veya kötü olduğunu da bildirmiştir. Kul, her işinde, yapıp yapmamakta serbest olup, ikisinden birini seçer, iş iyi veya kötü olur, günah veya sevab kazanır. Her şeyi sebeplerle yaratmak, Allahü teâlânın âdetidir. Böylece, madde âlemine ve sosyal hayata düzen vermektedir. Sebepsiz yaratsaydı, âlemdeki bu düzen olmazdı. Bütün bu sebeplere kuvvet, tesir veren Allahü teâlâdır. Elektrik, ısı, mekanik, ışık, kimya enerjilerini ve tepkimeleri hâsıl eden çeşitli kuvvet şekillerini sebep olarak yaratmıştır. Bu sebepleri, cisimleri yaratmasına vasıta kıldığı gibi, insan aklını, insan gücünü de, kendi yaratmasına vasıta kılmıştır. Meselâ, kömürün, 500 derece üstüne, yani tutuşma sıcaklığına kadar ısınarak yanma olayının başlamasına, kibritin alevi sebep olmaktaysa da, kömürün oksitlenmesini, yanmasını yaratan Odur. Kibrit, yanma olayının yaratıcısı değildir. Ne kendinin, ne de kullandığı şeylerin birçok inceliklerinden haberi olmayan bir vasıtaya, bir sebebe yaratıcı denilir mi? Yaratıcı, bunların en ufağını, en incesini, hepsini bilen, hepsini yapandır ki, bu da ancak Allahü teâlâdır. Her şeyi yaratan Allah’tır Sual Selefîler, Kur'anda, “Sizi de, işlerinizi de, yaratan Allah’tır” deniyor. Yol, köprü veya fabrika yaptık denmez. Hepsini Allah yaptı denir diyorlar. Bir de Teröristler üç kişiyi öldürdü demek şirktir diyerek şu dört âyeti delil gösteriyorlar Dirilten de, öldüren de ancak Odur. [Mümin 68, Yunus 56] Ölüm zamanında insanı, Allahü teâlâ öldürüyor. [Zümer 42] Savaşta öldürülenleri siz değil, Allah öldürdü. [Enfal 17] O zaman günahı da, bize Allah mı işletti diyeceğiz? CEVAP Onların bozuk, çürük mantıklarına göre, hâşâ günahı da işleten Allah’tır. Ölüm meleğinin insanları öldürüp, canlarını aldığını bildiren bir âyet meali Öldürmek için vekil yapılmış olan melek sizi öldürüyor. [Secde 11] İsa aleyhisselamın ölüleri dirilttiği, hastalara şifa verdiği bildiriliyor Körlerin gözünü açar, baras hastalığını iyi eder ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. [Âl-i İmran 49] İnsanların birbirini öldürdüğünü bildiren iki âyet-i kerime meali Âdem aleyhisselamın oğlu, kardeşini öldürdü. [Maide 30] Davud, Calut’u öldürdü. [Bekara 251] Bu iki âyet-i kerimeye göre, Teröristler üç kişiyi öldürdü demek şirk olmaz. Selefîler, Kur'an-ı kerimdeki mecaz ve deyimleri lügat mânâsında anlayınca böyle çıkmaza düşüp, Müslümanları şirkle damgalıyorlar. İmam-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki Üç kimse, Kur’an-ı kerimin mânâsını anlayamaz 1- Tefsir ilmini bilmeyen, 2- Fâsık, 3- Bid’at ehli. Tuhfet-üs-salikin Ehl-i sünnet itikadından ayrılmak, bid’at ehli olmak büyük günahtır. Bunun için bid’at sahibi olan Kur’an-ı kerimin mânâsını anlayamaz. Çünkü bid’atin zulmeti kalbi karartır. Görülüyor ki, Ehl-i sünnet olmayan, Arapçayı çok iyi bilse de, Kur’an-ı kerimi doğru anlayamaz. Yanlış anladıklarını yazarak, herkesi felakete sürükler. S. Ebediyye Yetmiş iki sapık fırka, Vehhâbîler, İbni Sebeciler, Ondokuzcular ve diğerleri, Ehl-i sünnet olmadıkları için Kur’an-ı kerimi doğru anlayamazlar. Kur'an-ı kerimi yanlış anlamaları bid’at ehli olduklarından dolayıdır. Onların Kur’andan söylüyoruz demeleri senet olmaz. Her şeyin bir yaratıcısı vardır Sual Çevremizdeki bazı kimseler, “her şey kendiliğinden olmuştur, bunların bir yaratıcısı yoktur” diyor. Bunlara nasıl bir cevap vermelidir? Cevap Konu ile ilgili olarak İslâm alimlerinden Muhammed Rebhâmî hazretleri, Riyâd-ün-nâsıhîn kitabında şöyle bir hadise anlatmaktadır “Zâd-ül-mukvîn kitabında diyor ki Rum kayseri hükümdarı 7. Abbasi halifesi Me'mûn bin Hârûn'a bir haberci gönderdi. Bunun yanında, heybetli, kendini beğenmiş biri vardı. Haberci, halifeye; -Bu adam dinsiz, ateisttir, bir yaratıcı olduğuna inanmıyor. Rum papazları buna cevap veremedi. İslâm âlimleri bunu susturursa, milyonlarca Hristiyanı ve Müslümanı sevindirecektir dedi. Bağdat âlimleri; -Buna ancak Ahmed Nişâpûrî hazretleri cevap verir, dediler. Halife sarayda, belli gün ve saatte âlimlerin toplanmasını emretti. Ahmed Nişâpûrî hazretleri meclise geç geldi ve; -Yolda, acayip, şaşılacak bir şey gördüm. Onu seyredince, buraya geç kaldım. Dicle kenarında gemi bekliyordum. Yerden büyük bir ağaç çıktı. Sonra yıkıldı, parçalandı. Tahtalar hasıl oldu. Sonra tahtalar birleşerek, bir gemi oldu. Gemici olmadan, suda hareket etti dedi. Dinsiz, ateist kişi bu sözleri işitince, yerinden fırladı ve; -Bu adam deli olmuş. Hiç böyle şey olur mu? Böyle söyleyen, yalancıdır ve buna aklı olmayanlar inanır dedi. Ahmed Nişâpûrî hazretleri, söze karışarak; -Bunlar, kendi kendine olamayınca, yeryüzündeki şaşılacak şeyler, kendi kendilerine nasıl var olur? Bunları yaratan biri olmadığını söyleyen daha ahmak ve alçak olmaz mı? dedi. Bu sözler üzerine dinsiz, ateist; -Her şeyin bir yaratıcısı olduğunu şimdi anladım ve buna inandım diyerek Müslüman oldu. Böyle bir hadisenin, imâm-ı Gazâlî hazretleri zamanında da vaki olduğu rivayet edilmektedir.” Hiçbir şey, kendi kendine var olamaz Sual Kâinatta var olan her şeyin kendi kendine meydana geldiğini söyleyenlerin sözünde gerçeklik payı var mıdır? Cevap Bütün varlıkları var eden bir varlık bulunmasa, ya her şey kendi kendine var olur, yahut hiçbir şeyin var olmaması lazım gelir. Her şeyin kendi kendine var olması, akla uygun bir şey değildir. Çünkü, bir şeyin kendi kendine var olması, kendinden evvel kendisinin hep var olmasını icab eder. Halbuki, her şey yok iken sonradan var oluyor ve tekrar yok oluyor. Bundan da, hiçbir mahlukun vâcib-ül vücûd olmadığı anlaşılır. Zaten kendi kendine var olmak, aklın kolayca anlayabileceği bir şey değildir. Kendinden başka, bütün varlıkları yoktan var eden bir varlık lazımdır. Mahlukların var olması için bir vâcib-ül vücûdun varlığı lazım olmasaydı, hiçbir şeyin varlığını kabul edemezdik. Her varlığın kendi kendine var olması, fen bilgilerine o kadar uzak bir şeydir ki, tabiatçılar bile, “Tabiat şöyle yapmıştır, tabiat kuvvetleri yapmıştır” diyorlar. Böylece varlıkların kendiliklerinden olmayıp, bir yapıcısı bulunduğunu, farkında olmadan açıklamış oluyorlar. Fakat, o yapıcıya layık olan isimleri ve sıfatları vermekten çekiniyorlar. Bilgisiz ve iradesiz bir tabiata bağlanıyorlar. Fizik, kimya olaylarından hiçbirinin kendiliğinden olduğunu görmüyoruz. Harekete geçen veya hareketini değiştiren, yahut harekette iken duran bir cisme elbette bir kuvvet etki etmiştir diyoruz. Bütün bu varlıkların bu nizam, bu düzen ile kendiliğinden oluverdiğini sanmak, fizik ve kimya kanunlarını inkâr etmek olur. Atomdan Arş'a kadar bütün varlıkları yoktan var eden, ilim, irade ve kuvvet sahibi bir yaratana inanmayıp da, bu varlıkları, fizik ve kimya kanunlarına uymayan bir tesadüf zannetmek kadar cahillik olamaz. Çünkü, yok iken var olmak bir iştir. Fizik ve kimya kanunlarına göre, her iş, bu işi yapan bir kuvveti haber vermektedir. Demek ki, daha önce, bir kuvvet kaynağının bulunması, fen bilgilerine göre, elbette lazımdır. Her mevcudu var eden, önce başka bir varlık bulunmazsa, birbirini yaratmak, ezelden ebede kadar sonsuz olarak devam etmesi lazım gelir. Böyle olsaydı, hiçbir şey var olamazdı. Zaten bir başlangıcı olmayan ve hepsi birbirinden meydana gelen varlıklar, yokluk demektir.
هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, elmelikul kuddûsus selâmul mû’minul muheyminul azîzul cebbârul mutekebbirmutekebbiru, subhânallâhi ammâ yuşrikûnyuşrikûne. huve allâhu ellezî O Allah ki lâ yok, değil ilâhe ilâh illâ ancak, sadece huve o el meliku hükümdar, melik el kuddûsu mukaddes olan es selâmu selâmete erdiren el mû'minu mü'min, emin olunan, emniyet veren, îmân edilen el muheyminu koruyup gözeten el azîzu azîz, üstün el cebbâru cebreden, zorla yaptıran el mutekebbiru pek büyük olan subhâne allâhi Allah Sübhan'dır, münezzehtir ammâ an-mâ şeylerden yuşrikûne ortak, şirk koşuyorlar Abdulbaki Gölpınarlı O, bir Allah'tır ki yoktur ondan başka tapacak; her şeye sâhiptir, ayıplardan ve noksanlardan arıdır, kullarını esenliğe erdirir ve kendi esendir, kullarına zulmetmez ve onları emniyete ulaştırır, her şeyi görüp gözetir, üstündür, saltanatında mutlaktır ve iradesini geçirir de sınıkları onarır ve eksikleri tamamlar, ululuk ıssıdır ve ulu sıfatlara lâyıktır; münezzehtir, yücedir Allah, şirk koşanların şirk koştukları şeylerden. Abdullah Parlıyan Allah O'dur ki, O'ndan başka ilah yoktur. Mülkün sahibi ve hükümranı O'dur. Her türlü ayıp ve noksanlıklardan uzaktır. Yarattıklarına zulmetmeyen tek güven kaynağıdır. İman bahşeden ve daima emniyette kılandır. Herşeyi görüp gözetendir. Mağlup edilemeyen tek güçlü ve kuvvetli O'dur. Dilediğini engelsiz yapan ve yaptırandır ve gerçekten büyüklüğe layık olandır O. Şanı yüce olan Allah, insanların ilahlık yakıştırdıkları herşeyden de uzak ve yücedir. Adem Uğur O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir. Ahmed Hulusi "HÛ" Allâh, tanrı yok, sadece "HÛ"! Melik'tir efâl, oluşlar âleminde mutlak hükmü yürüyen, Kuddûs'tür yaratılmışlığa ve kevne ait nitelenmelerden, yaratılmış kavramlardan münezzeh, Selâm'dır yaratılmışlarda yakîn ve kurb hâlini oluşturup mâiyet sırrını açığa çıkartan, Mu'min'dir iman açığa çıkartarak hakikatini müşahedeye yönelten, Müheymin'dir gözetip himaye eden, muhteşem azametini seyirde yaratılmışlığı kaldıran, Aziyz'dir karşı konulması imkânsız olarak dilediğini yapan, Cebbâr'dır iradesini zorunlu kabul ettiren, Mütekebbir'dir Mutlak yegâne Kibriyâ {eniyeti} olan! Allâh, onların ortak koştukları tanrı kavramlarından Subhan'dır! Ahmet Tekin O, kesinlikle hak ilâh olan Allah’tır. Mülkün sahibi ve tek hâkimidir. Her türlü noksanlıktan, ayıptan münezzeh, en büyük kutsaldır. Âfetten, kederden, dertten, zevalden uzak, bütün varlıkların selâmet kaynağıdır. İman, emniyet ve güven veren, güvenilen bir varlıktır. Görüp gözeten, koruyan, hakkı belirleyen ölçüyü koyan ve murakabe edendir. Kudret sahibi, hükümran ve üstündür. Dilediği icraatı yapan, gücüne karşı konulmayandır. Büyüklük, ululuk ve azamet sahibidir. Allah, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında, Allah’a ortak koşan müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir. Ahmet Varol O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Mülkün sahibidir, kutludur, esenlik verendir, güven verendir, gözetip koruyandır, yücedir, her şeye buyruğunu geçirendir, pek uludur. Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir. Ali Bulaç O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah, müşriklerin şirk koştuklarından çok yücedir. Ali Fikri Yavuz O, öyle Allah ki, O’ndan başka hiç bir İlâh yok... Melîk’dir= mülk ve saltanatı devamlı olandır, Kuddûs’dür= her türlü noksanlık ve ayıblardan berîdir, Selâm’dır= bütün âfet ve kederlerden salimdir, Mümin’dir= emniyet verendir, Müheymin’dir= her şeyi gözetib koruyandır, Azîz’dir= her şeye gâlibdir, Cebbâr’dır= kulların hallerini ve ihtiyaçlarını düzeltendir, varlığı çok yücedir, Mütekebbir’dir= azamet ve ululuk sahibidir. Allah, müşriklerin kendisine koştukları ortaklardan münezzehtir. Ali Ünal Allah O’dur ki, O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Melik varlık üzerinde mutlak hakimdir; Kuddûs Kendisi her türlü eksik ve lekeden uzak olduğu gibi, kâinatı da daima tertemiz tutandır; Selâm kurtuluş ve esenliğin mutlak kaynağıdır; Mü’min şüpheleri giderip imanı bahşeden ve tam emniyet verendir; Müheymin bütün varlık üzerinde gözetleyici, koruyucudur; Azîz mutlak izzet ve ululuk sahibi, her işte mutlak üstün ve galiptir; Cebbâr varlığı hükmü altında tutan, haksızlığı giderip hakkı sahibine verendir; Mütekebbir mutlak büyüklüğe ve büyüklüğünü ilan etmeye tek hak sahibidir. Allah, kulların Kendisine koştuğu şirkten mutlak manâda münezzehtir. Bayraktar Bayraklı O Allah, kendisinden başka tanrı olmayandır. O, mülkün sahibi ve hâkimidir. Kutsal kurtuluşun tek kaynağıdır. Güven verendir, iman bağışlayandır. Görüp gözetendir. Güçlüdür, istediğini zorla yaptırandır. Büyüklükte eşi olmayandır. Allah, onların eş koştuklarından uzaktır. Bekir Sadak O, kendisinden baska tanri olmayan, hukumran, cok kutsal; esenlik veren, guvenlik veren, gorup gozeten, guclu, buyrugunu herseye geciren, ulu olan, Allah'tir. Allah putperestlerin kostuklari eslerden munezzehtir. Celal Yıldırım O öyle Allah ki, O'ndan başka tanrı yoktur. Mülkün sahibidir. O çok mukaddestir; selâmet ve güven kaynağıdır. Gözetendir; çok üstündür; çok güçlüdür. Dilediğini engelsiz, müdahalesiz yapandır; büyüklük ve yücelik O'na mahsustur. Allah inkarcıların, putperest ve müşriklerin ortak koştuklarından yücedir, münezzehtir. Cemal Külünkoğlu O, öyle Allah'tır ki, O'ndan başka hiç bir İlâh yoktur. Melik'tir mülk ve saltanatı devamlı olandır, Kuddûs'tür her türlü eksiklikten uzaktır, Selâm'dır barış ve esenliğin kaynağıdır, Mümin'dir emniyet verendir, Müheymin'dir her şeyi gözetip koruyandır, Aziz'dir kudreti her şeye üstündür, Cebbar'dır iradesine asla karşı çıkılmayan, her dilediğini mutlaka yapandır, Mütekebbir'dir azamet ve ululuk O'nun hakkıdır. Allah, müşriklerin kendisine koştukları ortaklardan uzaktır. Diyanet İşleri eski O, kendisinden başka tanrı olmayan, hükümran, çok kutsal; esenlik veren, güvenlik veren, görüp gözeten, güçlü, buyruğunu herşeye geçiren, ulu olan, Allah'tır. Allah onların koştukları eşlerden ortaklardan münezzehtir. Diyanet Vakfi O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üsündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir. Edip Yüksel O ALLAH’tır ki O’ndan başka tanrı yoktur. Egemendir, Kutsaldır, Barıştır, Güvenlik Sağlayıcıdır, Koruyandır, Üstündür, Güçlüdür, Uludur. Onların ortak koştuklarından ALLAH çok yücedir. Elmalılı Hamdi Yazır O öyle Allah ki ondan başka tapılacak yok, öyle melik Padişah ki kuddus, selam, iyman ve emniyyet veren mü'min, gözeten koruyan müheymin, Azîz, Cebbar, mütekebbir, tenzih o Allaha müşriklerin şirkinden. Erhan Aktaş O Allah ki O’ndan başka ilah yoktur; Melik’tir1, Kuddûs’tür2, Selâm’dır3, Mü’min’dir4, Muheymin’dir5, Aziz’dir6, Cebbar’dır7, Mutekebbir’ Allah, onların ortak koştukları şeylerden 1- Evrenin sahibidir, egemenidir, yöneticisidir. 2- Tertemizdir, her türlü eksiklikten uzaktır, saygındır, kusursuzdur. 3- Esenliktir, barıştır. 4- Güvendir. 5- Koruyucudur, gözeticidir. 6- Mutlak üstün olandır. 7- Bozuk işleri, toplumları düzeltendir, onarandır. 8- Büyüklük ve ululuk yalnızca O’na aittir. 9- Allah’a ait nitelikler hiçbir varlıkta yoktur. Gültekin Onan O Tanrı ki, O'ndan başka tanrı yoktur. Meliktir, Kuddustur, Selamdır, Mümindir, Müheymindir, Azizdir, Cebbardır, Mütekebbirdir. Tanrı, müşriklerin şirk koştuklarından çok yücedir. Hakkı Yılmaz O, Kendisinden başka ilâh diye bir şey olmayan Allah'tır. O, bütün kâinatın hükümdârı, tertemiz, her türlü kötülük ve eksiklikten uzak, her türlü kusurdan uzak; sapasağlam, güven veren, gözetici, koruyucu, doğrulayıcı ve güvenilir, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olan, dilediğini zorla yaptıran, ulaşılmaz, azametli, ihtiyaçları gideren, işleri düzelten, derman veren, büyüklük ve ululukta tek olan; her şeyde ve her hâdisede büyüklüğünü gösterendir. Allah, onların ortak koştukları şeylerden arınıktır. Harun Yıldırım O, O’ndan başka ilah olmayan, Melik, Kuddûs, Selam, Mü’min, Müheymin, Azîz, Cebbar, Mütekebbir Allah’tır, Allah, şirk koştukları şeylerden yücedir. Hasan Basri Çantay O, öyle Allahdır ki kendisinden başka hiçbir Tanrı yokdur. O, mülk-ü melekûtun yegâne saahibidir. Noksaanı mucib her şeyden pâk ve münezzehdir. Selâm ve selâmetin ta kendisidir. Emn-ü eman verendir. Her şey'e nigehbandır. Gaalib-i mutlakdır. Halkın haalini kemâl-i salâha götürendir. Büyüklükde eşi olmayandır. Allah müşriklerin kendisine katmakda oldukları her ortakdan münezzehdir. Hayrat Neşriyat O öyle Allah’dır ki O’ndan başka ilâh yoktur! O, Melik mülkünde istediği gibi tasarruf edendir, Kuddûs her noksanlıktan münezzeh olandır, Selâm her kusurdan ve âfetten sâlim olandır, Mü’min çokça emniyet verendir, Müheymin her zaman gözetip koruyandır, Azîz kudreti dâimâ üstün gelendir, Cebbâr dilediğini yaptırandır, Mütekebbir büyüklük ve yücelik kendisine mahsûs olandır. Allah, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden pek münezzehtir. İbni Kesir O, öyle Allah'tır ki; O'ndan başka ilah yoktur. Melik, Kuddüs, Selam, Mü'min, Müheymin, Aziz, Cebbar, Mütekebbir'dir. Allah, onların koştukları eşlerden münezzehtir. İskender Evrenosoğlu O Allah ki; O'ndan başka İlâh yoktur, Melik'tir hükümrandır, Kuddüs'tür mukaddestir, Selâm'dır selâmete erdirendir, Mü'mindir emniyet verendir, Müheymin'dir koruyup gözetendir, Azîz'dir yücedir, Cabbar'dır cebredendir, Mütekebbir'dir pek büyük olandır. Allah, şirk koşulan şeylerden münezzehtir uzaktır. Kadri Çelik O kendisinden başka ilah olmayan, hüküm sahibi, mukaddes, esenlik veren, güvenliğe kavuşturan, gözetip koruyan, güçlü, buyruğunu her şeye geçiren, gerçekten ulu olan Allah'tır. Yüce Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir. Mehmet Ali Eroğlu Şanı yüce olan Allah'tır, gerçek İlah! O'ndan başka ilah elbette yoktur. Rab'ül alemin; Melik'tir. Kuddüs'tür, Selâm'dır. Mü'min'dir. Müheymin'dir. Hakim-ül Aziz'dir. Cebbar'dır. Mütekebbir'dir. Allah'ın büyüklükte eşi yoktur. Allah müşriklerin eş koştuklarından, iddialarından münezzehtir yücedir. Mehmet Okuyan O, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. Hükümdardır, kutsallığın kaynağıdır, esenlik kaynağıdır, güven verendir, gözetip koruyandır, güçlüdür, istediğini yaptırabilendir, büyüklüğünü gösterendir. Allah onların ortak koştuklarından yücedir. Muhammed Celal Şems Kendisinden başka bir İlâh olmayan Allah, ancak O’dur. O, gerçek hükümdardır. Kendisi pak olup, başkalarını da pak kılar. O, her kusurdan uzak olup, başkalarını da uzak kılar. O, emniyet bahşedendir, her şeyi gözetendir, her şeyden üstündür, kırık gönülleri birleştiren ve gerçek büyüklük sahibidir. Allah, onların ortak koştuklarından pek yücedir. Muhammed Esed Allah O'dur ki O'ndan başka ilah yoktur. Mutlak Hakim, Kutsal, Kurtuluşun Tek Kaynağı, İman Bağışlayan, Doğru ile Yanlışın Tek Belirleyicisi, Üstün, Eğriyi Düzeltip Doğruyu İhya Eden, Bütün İhtişamın Sahibi! Şanı yüce olan Allah, insanların ilahlık yakıştırdıkları her şeyden münezzehtir. Mustafa Çevik Yarattıklarının, kendisinden başka gerçek Rabbi ve ilahı olmayan Allah, hükmün ve hükümranlığın tek ve mutlak sahibidir. O bütün noksanlıklardan uzaktır, selamete, huzura, güvene, adalete kavuşmak isteyeni isteklerine, rehberliği ile ulaştıracak olan da yalnız Allah’tır. Yarattıklarını görüp gözeten, gücü her şeye yeten, izzet, şeref ve mutlak otorite sahibi yüce ve üstün olan yalnız Allah’tır. Allah, müşriklerin kendisinin yetkilerine ortak saydıklarından münezzehtir. O, hiç kimseye kulları üzerinde hüküm koyma ve kendiği koyduğu hükümler dışında hükmetme yetkisi vermemiştir. Mustafa İslamoğlu O, kendisinden başka ilah olmayan Allah'tır varlığın mutlak hakimidir, kutsalın kaynağıdır, mutlak kurtuluş ve huzurun membaıdır, güven ve iman verendir, iyi ile kötüyü belirlemede mutlak otorite sahibidir, mutlak üstün ve yüce olandır, her şartta iradesini yürütendir, büyüklüğünde sınırsız olandır. Eşsiz yüce olan O, onların şirk koştukları her şeyin ötesindedir, aşkındır. Ömer Nasuhi Bilmen O, o Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir mabut yoktur. Hükümdar olan, mukaddes olan selâmetbahş olan, emniyet ihsan eden, murakıp olan, her dilediğine galip olan, dilediğini cebren var eden, kibriyası pek azim bulunan ancak O'dur. Allah, şerik koştukları şeylerden münezzehtir. Ömer Öngüt O öyle bir Allah'tır ki, O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O; mülkün sahibidir, her türlü eksiklikten yücedir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, emrinde galip olandır, istediğini yaptırandır, büyüklükte eşi olmayandır. Allah müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir. Şaban Piriş O, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. Hakim’dir, kutsaldır, esenlik verendir, güven verendir, himaye edendir, güçlüdür, kahredicidir, büyüklük sahibidir. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır. Sadık Türkmen O, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah’tır. O, mülkün/hayatın gerçek sahibi, kutsal asla zarar verilemeyen, barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, yüce olan ve her şartta iradesini yürüten ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır. Allah onların ortak koştuklarından uzaktır. Seyyid Kutub O kendisinden başka ilah olmayan, hüküm sahibi mukaddes, esenlik veren, güven veren gözetip koruyan üstün ve galip olan otorite sahibi, gerçekten ulu olan Allah'tır. Yüce Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir. Suat Yıldırım Allah’tır gerçek İlah! O’ndan başka yoktur ilah! O melik’tir, kuddûs’tür, selâm’dır, mü’min’dir, müheymin’dir, aziz’dir, cebbâr’dır, mütekebbir’dir. Allah, müşriklerin iddialarından münezzeh ve yücedir. Süleyman Ateş O, öyle Allah'tır ki O'ndan başka tanrı yoktur. Pâdişâhtır, mukaddestir, selâm esenlik veren mü'min güvenlik veren, müheymin kollayıp koruyan, aziz üstün, gâlib, cebbâr istediğini zorla yaptıran, mütekebbir çok uludur! Allâh puta tapanların ortak koşmalarından yücedir. Süleymaniye Vakfı O, Allah’tır; kendinden başka ilah olmayan, bütün yetkiyi elinde tutan, yaptığını tertemiz yapan, esenlik ve güvenlik veren, güven veren, görüp gözeten, her şeyden üstün olan, buyruğunu her şeye geçiren, büyüklenmeyi hak edendir. Allah, onların ortak saydıklarından uzaktır. Tefhim-ul Kuran O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir bütün mülkün sahibidir. Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah, müşriklerin şirk koşmakta olduklarından çok yücedir. Ümit Şimşek O Allah ki Ondan başka tanrı yoktur. O Meliktir; herşeyin egemenliği Ona aittir. Kuddûstür; her türlü eksik ve çirkin sıfatlardan temiz ve münezzehtir. Selâmdır; bütün eksikliklerden uzak olduğu gibi, bütün esenlik de Ondan gelir. Mü'mindir; güven Ondan gelir, imanı O nasip eder. Müheymindir; görüp gözetir. Azizdir; kudreti herşeye üstündür. Cebbardır; iradesine asla karşı çıkılmaz. Mütekebbirdir; büyüklük Onun hakkıdır. Allah, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden uzaktır. Yaşar Nuri Öztürk Öyle Allah ki O, ilah yok O'ndan gayrı! Melik, Kuddûs, Selâm, Mümin, Müheymin, Azîz, Cebbâr, Mütekebbir. Allah, onların ortak koşmalarından yücedir, arınmıştır. En üste taşıEn alta taşıBu yazarın mealini okumaya devam et Bir sureye/ayete tıkladığınızda mealler ilk başta yazar ismine göre alfabetik olarak sıralanır. Yazar isminin solundaki kutucuğu yukarı/aşağı taşıyarak sıralamayı istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Tarayıcınızın çerezlerini silmediğiniz sürece tercihiniz daha sonraki ziyaretlerinizde hatırlanacaktır. Ayrıca bir yazarın ismine sağ tıklayarak bu yazarın mealinin en üstte veya en altta görünmesini de sağlayabilirsiniz.
Hâlbuki Allah’ın indirdiği dinlere ve son dinin tebliğ edildiği Kuran’a göre bu dünyada sahip olduklarımıza geçici süre için sahip olmaktayız. Bunları ölmeden önce kaybedebileceğimiz gibi en iyi ihtimalle ölüm ile beraber hepsini kaybedeceğiz. Vücudumuz ve hayatımıza kendi isteğimiz ve gayretimizle sahip olmadığımız gibi aslında mala, paraya, güce, makama da salt kendi gücümüz ve imkânlarımızla sahip olmamaktayız. Bunları sahip olmamızı sağlayan güç ve potansiyelle beraber özgür iradeyi bizlere sunan da Allah’tır. 30 – Rum Suresi – 27. Yaratılışı başlatıp tekrarlayan da O’dur; bu O’na çok kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce örnek O’na aittir. O Üstündür, İşte size kendi içinizden bir örnek veriyor Emriniz altındaki kimseleri, size verdiğimiz rızıklarda size eşit ortaklar olarak kabul eder misiniz? Birbirinizden çekindiğiniz gibi onlardan da çekinir misiniz? Aklını kullanan bir toplum için ayetleri böyle detaylı Aslında, zalimler bilgisizce kendi kafalarına uydular. ALLAH’ın saptırdığını kim doğruya iletebilir? Onlara hiç kimse yardım etmez. Yukarıdaki ayetler bu çerçevede çok güzel bir örnek veriyor. Örneğin, bir iş yerinde maaşlı çalışan kimse o çalıştığı iş yeri ile ilgili patron ile eşit ve benzer tasarruflara ve haklara sahip olmayı düşünebilir mi? Acaba dünyanın en insancıl, en hayırsever patronunu bulsak bırakın çalıştırdığı insanlarla malını paylaşmayı, bunun aklının ucundan bile geçirir mi? Dolayısıyla insanın her şeyi yaratan ve insanların sahip oldukları her şeyi veren Allah ile rekabet içine girmeleri veya Allah’ı yok sayıp sahip oldukları için Allah’a şükretmemesi aynı derecede saçmadır. Dolayısıyla sahip olduğumuz her şeyi bizlere veren bunlara sahip olma imkânı tanıyan, bunları istediği zaman almaya gücü olan, dolayısıyla her şeyin sahibi olan ALLAH’tır. Bu ayetler sadece bahsettiğimiz konuyu anlatmakla kalmıyor; bu ayetler aynı zamanda bence Kuran’ın eşsiz anlatım üslubuna da bir örnek oluşturuyor. Kuran bizlere gerekli bilgileri verirken bazı ayetlerde çok karmaşık bilimsel konulara temas ederken bu ayette olduğu gibi bazı ayetlerde de konuyu en basit, en cahil insanın bile anlayabileceği biçimde basit bir mantıkla açıklayıp, örneklendiriyor. İnsanlar yeter ki Kuran’ı bolca okusun ve anlamaya gayret göstersin. Kuran’da en cahilinden en eğitimlisine kadar herkesin öğreneceği çok şey vardır. Kaynak
Bu konuda kesinlikle yanlış olanlar vardır, bazen doğru olanlar vardır, genelde doğru olanlar da vardır... Konumuz; karşı karşıya olduğumuz ve cevabını bilmek, bulmak ve öğrenmek istediğimiz bir durum ile ilgilidir. Yoksa ilim ehli olmadan rastgele akıl ve mantık yürüterek bir gerçeğe ulaşılabilir mi şeklindeki felsefî bir tartışmayla alâkası yoktur. Zira her Müslüman bilir ki, mutlak doğruyu ancak Allah bilir ve kullarına bildirir; bize düşen de Allah’tan gelen gerçekleri hak’ bilmek ve onlara uymaktır. Sorumuzun mecrası, herkesin dilinde pelesenk olan akla ilk gelen doğrudur’ şeklindeki bir varsayım hakkındadır. Bu soruya, örnek ve açıklamalarla cevap arayalım. بِسْــــــمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰـنِ الرَّحِيـمِ HER ZAMAN AKLA İLK GELEN ŞEY, DOĞRU MUDUR? Akla gelen şeylere ve kişiye göre değişir. Bu konuda kesinlikle yanlış olanlar vardır, bazen doğru olanlar vardır, genelde doğru olanlar da vardır... Konumuz; karşı karşıya olduğumuz ve cevabını bilmek, bulmak ve öğrenmek istediğimiz bir durum ile ilgilidir. Yoksa ilim ehli olmadan rastgele akıl ve mantık yürüterek bir gerçeğe ulaşılabilir mi şeklindeki felsefî bir tartışmayla alâkası yoktur. Zira her Müslüman bilir ki, mutlak doğruyu ancak Allah bilir ve kullarına bildirir; bize düşen de Allah’tan gelen gerçekleri hak’ bilmek ve onlara uymaktır. Sorumuzun mecrâsı, herkesin dilinde pelesenk olan akla ilk gelen doğrudur’ şeklindeki bir varsayım hakkındadır. Bu soruya, örnek ve açıklamalarla cevap arayalım. Mesela; bazı şeyler aklî muhakeme, analitik düşünce ve aklın verilerine yani aklın uygun bulduğu 'ma'kûlât' ya da 'akliyyât' denilen meselelere dayanır ki, bunlar akıl yoluyla kavranabilen, anlaşılabilen ve elde edilebilen bilgilerdir. Bu konularda sağlıklı aklın yani doğruyu yanlıştan ayırt etme yeteneğine hâiz olan aklıselim'in ilk aklına gelenler –istisnaları da olmakla beraber- doğru olur. Bazı şeyler de ma'kûlât'ın zıddı olarak, gözle görülen ve duyularla hissedilen şeylerdir ki, bunlara da 'mahsûsât' denir. Bilindiği gibi, gözün gördüğü ve tecrübeyle sabit olan şeyler, insan beyninde kaydedilmiş belgelerdir ki, insan bazen onları unutsa dahi, bazı olaylar karşısında insanın dili beyninden gelen mesajları söyler. Ayrıca bu türden meselelerde, hislerin rolü büyüktür. Hisleri kuvvetli ve zihni açık olan kimselerin aklına ilk anda gelenler doğru şeyler olabilmektedir. İstenen cevap, 'muhayyelât' ile alâkalı yani zihinde tasarlanan, canlandırılan, hayale dayalı şeylerden oluşmuş ise, mahsûsât’ı açıklarken dediğimiz gibi, hisleri, hayalleri kuvvetli, zihni temiz ve açık olan kimselerin ilk anda akıllarına doğru cevap gelebilmektedir. Fakat cevabı istenilen şey, çeşitli ilim ve bilim dallarında yer alan hakikatler ve veriler hakkında olursa, soru sorulan meselede ilim bilgi sahibi olmadıkça, doğru cevap ilk anda akla gelmez ve düşünmekle de bulunamaz. Tahmin ve zan yoluyla, farkına varmadan doğruyu söyleme durumuna gerçeğe ulaşmak denilemez. Çünkü bu durumda bile cevaptan emin olunamaz. Cevabın doğruluğu gerekçeli olarak ispat edilemez. Yani ilim gerektiren meselelerde bir soruyla karşılaşıldığında, ilim sahibi olmadan o soruyu sadece akıl, duygu ve his ile doğru yanıtlamak mümkün olmaz. Bu durumlarda doğruya isabet etmek, 'bilmek' anlamına gelmez. Şöyle ki, bilgi sahibi olmadan, iki seçenekli bir sorunun doğru cevabını tutturmak, iki seçenek arasında zar atmaya benzer. O zarın doğru seçeneğe rastlaması ihtimali %50’dir. İşte buna 'ilim' denmez, 'zan' denir. Tabir-i câizse o zar atan kişiye, 'neden, niçin?' diye sorulduğunda, verdiği cevabın sağlamasını yapamayacak ve gerekçesiyle cevabın doğruluğunu ispat edemeyecektir. Aynen bunun gibi dört seçenekli sorularda, rastlantıyla doğruyu bilme oranı %25 iken, beş seçenekli sorularda bu ihtimal %20 olmaktadır. Dolayısıyla görüldüğü üzere, bu tür meselelerde ilk akla gelen his ile doğru tespit edilemez. İnsan farkına varmadan doğruyu telaffuz etse bile, o zan kişiyi hedefe ulaştırmaz. Klasik sorularda bu dediğimiz durum, herkesin ittifâk ile kabul ettiği bir gerçektir. Bir kimseye hiç bilmediği bir meselede soru sorulup sonra da önündeki boş kağıda cevabını yaz’ dense, doğru cevap alınamayacaktır. Test usulü sorulara gelince de, şu net ifadeyi söylemekle yetinelim. Bilgi gerektiren hiçbir test sınavında, çalışmadan başarılı olan kimse görülmemiştir. Bu tarihî ve tecrübî bir gerçektir. Tabi ki sorular, sahasında ehil kimselerce hazırlanmış ise… Bir kimse önündeki seçenekler arasında ne kadar analitik düşünürse düşünsün, sonunda ana çeldirici’ denen yanlış cevap’ ile doğru cevap’ arasında kalacaktır ve genellikle de yanlışı 'doğru' zannederek işaretleyecek veya söyleyecektir. İşte ilim ve bilgi gerektiren konularda durum böyledir. Bu konularda akla ilk gelen şeyin doğru olduğunu mutlak olarak söylemek yanlıştır! Bu soruya şöyle de cevap verebiliriz. Bilginin kaynağı üçtür; haber-i sâdık doğru haber yani vahiy yoluyla bizlere bildirilmiş hakikatler, havâss-ı selîme sağlıklı olan beş duyu organının elde ettiği veriler ve zaman içerisinde insanların kazandıkları tecrübeler. Buna göre, beş duyu organının verileri ile tecrübeye dayalı bir meseleyle karşılaşıldığında, -kişiye göre değişmesine rağmen- bazen ya da çoğu zaman ilk akla gelen doğru olabildiği halde, haber-i sâdık konularında yani ilim gerektiren meselelerde ma'lûmât sahibi olmadan ilk akla gelen devamlı yanlış kabul edilir. Zan yoluyla doğruya isabet etmek de, 'bilgi' kabul edilmez. Çünkü, o bilginin doğruluğunu ispat etmek de ilim gerektirir ve ilimsizce konuşmak 'kötü ahlak'tan kabul edilir. Bu konudaki en güzel sözü Peygamberimiz söylemiştir وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ “Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse, ya hayır söylesin ya da sussun!” Buhârî, 6018, 6019, 6135, 6136, 6138, 6475, 6476; Müslim, 47, 48; Tirmizî, 1967, 2500; Ebû Dâvûd, 5154; İbn-i Mâce, 3672, 3971 Bazı filozofların kabul ettiği 'sezgi metodu' yoluyla elde edilen hisler 'ilim' ya da 'bilgi' sayılmaz. Zira hakikat, insanların his ve heveslerine terk edilmemiştir. İslâm'da ise 'ilhâm' bağlayıcı bilgi kaynağı sayılmaz. İslâmî kaynaklarda geçen kalbî müşâhede, ilhâm ya da firâset bilginin temel kaynaklarından değil, temel kaynaklara dayanan bilginin açıklaması mesabesinde sayılabilir. Temel bilgi kaynağı vahiydir; akıl ve beş duyunun verileri ile insanların zamanla elde ettikleri tecrübeler ve pozitif ilimler, teknolojik ve maddî inkişaf ve terakkiler müstakil ve temel bilgi sayılmazlar. Bunlar temel bilgi olan vahye tabidirler ve onun içinde alt bölümlerde mütalaa edilirler. Çünkü vahye aykırı olan hiçbir şey, ilim veya bilim sayılmaz. Sonuç olarak; akla doğan ilk şeye, hangi meselelerde bazen güvenilebileceği, hangi meselelerde hissin, duygunun, aklî muhakeme ve analitik düşüncenin bir faydasının olmadığı böylece ortaya çıkmıştır sanırım. Bu izahatlarla, hangi konularda ilk akla gelen şeylerin doğru olma ihtimali vardır ya da yoktur, ana hatlarıyla netlik kazanmaktadır. Tabi ki bu durum, kişilere ve kişilerin kişilik ve bilgi, birikim, tecrübe gibi özelliklerine göre farklılık göstermektedir. Akla ilk gelen şeyler konusunda ilim, akıl, zeka, psikoloji ve tecrübe gibi etkenlerin büyük rolü vardır. Bunlara sahip olan bir kimse, sağlıklı bir muhakeme ile genelde doğruya ulaşır, bu meselelerde yetersiz olan kimse ise doğrudan uzaktır. Özellikle ma'lûmât konularında bilgisiz olan kimselerin aklına gelen şeylerin tamamı yanlıştır. Bir de iman, takvâ, ihlâs, sıdk gibi konularda karşılaşılan sorular vardır ki, bu durumda doğruya ulaşmak için, kişide ma'lûmât dışında köklü bir iman, Allah korkusu, ihlâs ve samimiyet, sadakat ve vefâ, Allah vergisi firâset, basiret, hikmet ve furkân gibi değerlerin de bulunması icap eder. Yani bu konularda hakkı bilme ve kavrama konusunda ilim, iman ve takvâ derecesinin doğrudan etkisi vardır. Başarı ve muvaffakiyet ancak Allah'tandır. "Benim başarım ancak Allahın yardımı iledir." Hûd 88 Yusuf Semmak Yusuf SemmakHAYATIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ DEĞİL; "ÂLEMLERİN RABBİ ALLAH DİLEMEDİKÇE SİZ DİLEYEMEZSİNİZ" TEKVÎR 29 AYETİ GEREĞİ, ALLAH’IN MUTLAK İRADESİ ŞEKİLLENDİRMEKTEDİR HAYATIMIZIN ŞEKİLLENMESİNDE, ALLAH'IN İZNİYLE, İMTİHAN GEREĞİ BİZİM CÜZ-İ İRÂDEMİZİN ROLÜ DE MALUMDUR... Hiç şüphesiz hayatımızda düşüncelerimizin önemi de büyüktür. Zira biz, varlığımız ve amellerimizle olduğu kadar duygularımız, fikirlerimiz ve inançlarımızla bir bütün olarak insanız. Psikolojide geçen "çekim yasası" denen şey, pozitif düşüncelerin olumlu sonuçlar, negatif düşüncelerin de olumsuz sonuçlar doğuracağı faraziyesini, yerçekimi kanunu kadar gerçek bir kanun gibi savunmaktan ibarettir. Bu varsayımı bu denli kesin kanunmuş gibi savunmayanlar da elbette vardır. Mutedil olmak gerektiğini hatırlatarak birkaç açıklama yapalım. Olumlu düşüncenin, insan açısından olumlu sonuçlar doğurması ümid edilir. İslâm’da hüsn-ü zann ve hüsn-ü te’vîl esastır. Güzel zanlarda bulunmak ve güzel yorum yapmak gerekir. Olumlu düşünme, olumlu yorum yapma, her şeye güzel tarafından bakma, insanın kendi hayatıyla alâkalı konularda pozitif olması inşâAllah olumlu sonuçlar ortaya çıkarır. Bir kimsenin karamsar, ümitsiz, içsel yönden hezimete uğramış olması, kendisini ilgilendiren ya da kendi dışındaki olaylara sürekli kötü tarafından bakması, bir meselede yorum yaparken en kötü ihtimalin gerçekleşeceğine koşullanması bir anlamda kendisi için beddua gibidir. Bu ruh halinden sakınmak gerekir. Moral ve motivasyon başarının anahtarıdır. Kendimiz hakkında güzel şeyler düşünmemiz, o güzelliklere ve hayırlara kavuşmak açısından birer basamak olarak kabul edilir. Aynı zamanda olumlu düşünce sahipleri, kendilerinin başarısı için de dua etmiş olmaktadırlar. Kudsî bir Hadis’te Rabbimiz “Ben kulumun, Bana olan zannının yanındayım. Beni zikrettiği yerde, ben onunla beraberim” Müslim buyurmuştur. Yani Allah, bizim iyi ve kötü zanlarımıza göre bizlere tecelli edeceğini haber vermektedir. Bu, bir müjdedir. Bu sebeple, güzel düşünüp güzel sonuçlar beklemek câizdir hatta ölçülü şekilde yani meşru şekilde anlamak kaydıyla, bu psikoloji, bizlere Şer’an da tavsiye edilmiştir. Fakat “iyi ya da kötü ne düşünürsen, mutlaka o olacaktır; o başına gelecektir” diye kesin konuşmak ve bunu kesin bir kanun gibi kabul etmek doğru olmaz. Çünkü bizim düşündüklerimiz değil, Allah’ın diledikleri olacaktır. Bununla beraber, Allah, kullarını imtihan etmek için iman ve takvâ seviyelerine yahut onlara Rabbâniyetinin ve onları Tevhid’e kılavuzlamasının esbabı olarak içyüzünü bilmediğimiz belki de o kimsenin iç âlemiyle bağlantılı pek çok farklı sonuçlar yaratmaktadır. Burada önemli olan Allah ile bağımızı koparmadan, Allah’ın bizi çağırdığı en güzel hayırlara talip olmamız ve onları kazanmak için amel ettiğimiz için, duygu ve düşüncemiz yönüyle o güzelliğe kavuşma isteği açısından pozitif olmamızdır. Bunda bir sorun yoktur. Psikolojide bu tür bir moral-motivasyonla hareket etmek şirk olmaz! Ben bu konuyu genel bir bakış açısıyla 2 yönlü olarak şöyle özetleyebilirim 1- Yaşarken, olaylar karşısında olumlu düşünce sahibi olmamız, kendimiz için bir duadır. 2- Olaylar karşısında olumsuz, karamsar, kötümser ve kötücül düşünceye sahip olmamız da kendimiz için bir beddua olur/olabilir! Allah korusun! Bu nedenle Müslüman dedelerimiz, “insanın kendisine yaptığı kötülüğü kimse yapamaz” demişlerdir. Kendimize sürekli iyilik yapmak istiyorsak, gerçekleri göz ardı etmeden, gerçekler karşısında, olumlu fikirler üretmeliyiz ve sonuçta Allah’ın bize güzel bir sonuç vereceğine olan inancımızı yitirmemeliyiz. Böyle davranışa da İslâm’da “tevekkül” diyoruz. Biz kullara, her hususta Allah’a güvenip dayanmak düşer. Yûsuf Sûresinin 87. Ayetinde geçtiğine göre; Allah’ın rahmetinden ancak kafirler ümit keser. Ümitsizliğin ve karamsarlığın aşırısı insanı küfre dahi sokabilir. Hiçbir insan, içine düştüğü sıkıntıdan asla kurtulamayacağını düşünmemelidir, buna hakkı yoktur. Çünkü onu, o sıkıntıyla imtihan eden Allah’tır. Allah’ın takdirine rıza göstermek, belaları def eder. Allah, onun her halini görmektedir. Onun o anki durumuna göre sonuçlar yaratabilir. Aslında sıkıntının çözümü insanın kendi içindedir. Başarıyı sadece maddî ve fizîkî sonuçlara bağlamazsak durum sürekli böyledir. Başarı bazen maddî ve fizîkî yönde bazen de manevî yönde olabilir. Dolayısıyla, hayatımızda karşılaştığımız görünüş itibariyle iyi ya da kötü durumlar karşısında Allah’a teslim olmalıyız, sabretmeliyiz, olumlu/hayırlı sonuçlar ümit etmeliyiz, karamsar ve kötümser olmamalıyız. Sonuçta Rabbimiz, bizim bu kulluğumuzu takdir edecek dilerse sabretmemiz karşılığında bize sevap verecek, dilerse dünyada güzel vakitler geçirmemizi, nimetlerinden yararlanmamızı irade edip, akabinde şükretmemiz karşılığında sevap lütfedecektir. Bunlar, imtihanın cilvesidir. Bunların arka planını bilemeyiz. Ama bildiğimiz bir şey vardır ki, bizim Rabbimiz çok merhametli, çok lütufkâr ve çok âdildir. Biz, O’na alâ külli hal her halükârda hamd, şükür ve teslimiyet ile sığınırız. O da bizlere inşâAllah hem dünyada hem de ahirette iyilik ve güzellik verir. Yeter ki biz, kendi zaaflarımızla; aceleciliğimizle, cimriliğimizle, kötümserliğimizle, merhametsizliğimizle, hoşgörüsüzlüğümüzle, katı kalpliliğimizle ve katı sözlüğümüzle kendi ayağımıza çelme takmayalım, kardeşim... Rabbimiz şöyle buyurmuştur “... İnsanlardan öylesi vardır ki Ey Rabbimiz, bize dünyada ver!’ der. Ahirette ise onun hiçbir payı yoktur. Onlardan öylesi de vardır ki Ey Rabbimiz, bize dünyada da güzellik, âhirette de güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!’ der.” Bakara 200, 201 Sadece dünyanın nimetlerini isteyip de ahiretin nimetlerinden mahrum olanlardan da olmayalım, inşâAllah… tarih can AydınÇEKİM YASASI-na inanmak Şirk midir ? Hayatımızı düşüncelerin şekillendirdiğini iyi düşünürsek iyi kötü düşünürsek kötü şeyler yaşayacağımızı Neyi düşünürsek onu yaşayacağımızı söyleyen bir yasa tarih Son YorumlarŞeyma Bu nadide soru ve cevapları için Ahmet Doyurucu bir yorum TeşekkürlerBaraa Bence çoooook güzel bir siteali İlmî Arapça Sayfası http//wwwali Faydalı Bir Maksud Programı httpali Faydalı Bir Emsile Programı httpDerya Atan Ağzınıza, yüreğinize sağlık hocammustafa Abi çook teşekküür ederimMedine Cenetin kapısın geçmek istiyomYusuf Allah razı olsun hocam çok anlaşıMeryem Verdiğiniz bu bilgiler için çok tmetin hadiste gecen Gölge Arsin gölgesiRüya Çok teşekkür ederimŞule Çok teşekkürlerAli Özbek Hocam Allah razı olsun mükemmel bfatma ellerinize yüreğinize sağlık cıddMehmet Bu site " mi mi mutluluk Çok güzel olmuş ellerinize sağlık
El-Melik ne icin okunur?İnsanlara verilen tüm nimetlerin sahibi Allah'tır ve insanların çabasıyla Allah tarafından verilmektedir. Her gün 90 kere okunan El–Melik esması kötülüklerden korumaktadır. 40 gün süreyle okunan “Ya Melik” ismi şerifi Allah'ın rızasıyla dertlerden kurtulmayı, iyi günler görmeyi Melik zikrinin anlamı nedir?El-Melik; evrenin, görünen ve görünmeyen her şeyin sahibi olan Allah demektir. Arapça mülk ve malik sözcüğünden türeyen El-Melik; Allah'ın akıl taşıyan tüm canlılara gerekli emir ve yasakları ile hüküm verme, onlara sahip olma, her şeyin hükmedicisi ve mutlak sahibi olma anlamına Kerim esması kaç defa okunur?Sıkıntı ve dertlerden kurtulmak için “El-Kerim” esması 270 kere zikredilmektedir. Vakit namazlarından sonra 270 defa “El-Kerim” diyerek hayırlı kapıların açılması yakın olacaktır. “Ya Allah Ya Kerim Ya Vehhab” esması 1171 kere dileğine kavuşmak için Cebbar ne için okunur?Zalimlerden korunmak için 206 defa zikir vakitlerinde El-Cebbar esması zikredilmelidir. … Bol rızık ve bereket için ayrıca kısmet kapılarının açılması için 1306 defa “Ya Cebbar Ya Zü'l-celali ve'l-ikram” denerek zikir yapılmaktadır. Düşman ve kötü insanlardan korunmak için 824 defa Ya Cebbar Melik hangi saatte okunur?“Yâ Melik” ism-i şerifini ile güç ve iktidar sahibi sözü dinlenir olmak için bu ismin zikrine devam etmelidirler. Özellikle Çarşamba günü sabah güneş doğarken, İkindi namazı sonrası ve gece yarısı saatinde 90 kere “Ya Melik celle celalühü” zikrine devam Kuddus kaç kere okunur?“Ya Kuddus” esması nazar ve göz değmesi, kıskançlık ve haset durumlarından korunmak için 170 defa okunması Vehhab kaç kere okunmalı?l El–Vehhab zikri günlük 196 kez çekilir. Yazı dolaşımı
her şeyin sahibi allah tır