6. - Uyuyor musun ? - Şu an sana rüyamda at şeklinde sokaklarda gezerken cevap vermek isterdim ama uyanığım şeker dillim. 7. - Bana biraz hayatından bahseder misin ? - Nolsun işte Veni, vidi, vici.. 8. - Burada inebilir miyim ? - Kim bilir belki inebilirsin belki de inemezsin hayat bu neler getirir belli olmaz.
Tuvalette kim var sorusuna ben diye cevap verip ne yapıyorsun diye sorduklarında verilecek alternatif cevaplar var mı Genişletmek için tıkla 1. oyun oynuyorum bitsin çıkıcam
benhayatımda bu kadar guzel bır sıte gormedim muhtesem tek kelimeyle büyüleyıcı sedef bircan yazdı. Tarih: 4.09.2012 16:27:18 bazı bilmeceler cidden de cok saçma aysegul yazdı. Tarih: 4.09.2012 16:19:18 çok güzel bilmeceler var bilmece yazan ve cevaplayan herkeze teşekkürler manolya yazdı. Tarih: 3.09.2012 14:39:46
Beni ne kadar ozledin sorusuna verilecek en guzel cevap nedir ? Sıcak Fırsatlarda Tıklananlar. Editörün Seçtiği Fırsatlar. 1001 Kravat Erkek İpek Kravat, Siyah (Siyah 008), Tek Ebat (Üretici Ölçüsü: Standart) İpek Kravatla Şık Görünüm 35 TL. Yale Y220B/61/123/1 - 61mm PVC Kaplamalı Marin Asma Kilit - Yüksek Koruma - Çift
İlişki içerisinde nasıl biri olduğu sorusu yöneltilen 34 yaşındaki oyuncu, "Bence harika biriyim (gülüyor). Şaka bir yana gerçekçi biriyim. Bir ilişkide kimsenin kısıtlanmaması ve
Bu kadar sevgi dolu bir ortamı daha fazla bedenim,ruhum,sinirlerim,kalbim kaldıramadığı için ben de ''Ya acıktım ben canısılar gideyim yemek yiyim''diyip topukladım.Ama yolda ellerimi montumun cebine sokup ilerlerken düşündüm.Ben çok mu kıskançtım.Evet bariz ordaki herkesi kıskandım.Bi ara garsonun tepsisine yumruk atmayı
pegPf2.
Sevildiğimi ARŞİV 1639 Abone Ol Sevildiğimi düşündüğüm bir toplulukta, ağır eleştirilere maruz kalınca anlamıştım, kendimizle ilgili yargılarımız fazlasıyla iyimser, dolayısıyla yanıltıcı. Tabii, düşünmeden de edemedim, benim sevildiğime dair yanlış yargımda, beni eleştirenlerin de payı olduğunu... Doğrusu o güne kadar pek hissettirmemişlerdi. Belki de zamanını beklediler, bilmiyorum. Ama dersimi almışım; hiçbirimiz kendi sandığımız gibi değiliz aslında. 'Ben nasıl biriyim' sorusunu kendimize sorduğumuzda, eğer özel bir ruh hali içinde değilsek, sözgelimi kaybetmiş, yalnız, bıkkın vb, galiba kendimizden razı olma hali daha çok öne çıkıyor. Bu 'kendine yontma' tavrı, bir sorunla karşılaştığımızda iyice belirginleşiyor. Sorunun nedenlerini genellikle dı-şarda aramak gibi... Özellikle gençken, daha bir kendinden emin oluyor insan, hatalarını daha az görüyor. Çok azımız, sınıfta çakmış olmayı kendi tembelliğine bağlardı. Bilirsiniz, hep "ya kimyacı ya tarihçi takar!" Tabii ki sadece bu değil. Sayısız örnek verilebilir. Muhtemelen bu gazetenin okurlarından çoğu, gençliğinde ahbap-çavuş ilişkilerini siyasi yükümlülüklerin dayattığı ilişkilere yeğ tutardı ama kendi devrimciliğinden de kuşku duymazdı, tıpkı bu satırların yazarı gibi... Yeri gelmişken... Tam da bu konuda hâlâ bazı soru işaretlerim olduğunu belirtmeliyim. İnsan, çaresiz kaldığında yoldaşının adını 'ötüyor' ama yakın arkadaşını veremiyor. Belki de yoldaşlık ilişkilerinin yeterince ahbap-çavuşlaştırılamamasındaydı sorun. Evet, bu başka bir yazının konusu, geçelim. ••• Yıllar geçtikçe durum biraz değişiyor. Birincisi, malum soruyu 'ben nasıl biriyim' daha az soruyorsunuz. İkincisi, sormak zorunda kaldığınızda, ortaya çıkan tablonun nahoşluğu sizi eskisi kadar yıpratmıyor; çünkü, insan zamanla kendisine karşı daha bağışlayıcı oluyor. Bunda muhtemelen önünüzdeki yılların geride kalanlardan daha az olacağı bilgisinin payı var. Hani, "ahir ömrümde kendime bu kadar yüklenmem doğru değil" duygusu... Bunlar bir yana, 'önemli' biri olma duygunuz köreliyor. Şöyle de diyebiliriz... Gençlik yıllarında daha fütursuzca omuzladığınız 'büyük iddialarınız'la aranızda giderek büyüyen bir mesafe ortaya çıkıyor. Burada sözünü ettiğim şey sadece 'siyasi iddialar' değil. Örneğin fizik bilimine katkı yapacak bir şeylere imza atmak da 'büyük iddia'dır, kalecilerin korkulu rüyası amansız bir forvet olmak da... Lakin, iş 'siyasi iddialar' bahsine geldiğinde, kendi hayatımızla ilgili daha 'mutedil' bir alana çekilmeyi/çekilmiş olduğumuzu kabullenmek, büyük bir şair, hekim, gazeteci vb olamadığımız gerçeğini sindirmek kadar kolay olmuyor. Sanırım, herkes kabul edecektir; bizim kuşağın hayata büyük iddialarla giriştiğini... Eh, dünyayı değiştirmekten söz ediyoruz, az şey değil. İşlerin beklendiği gibi gitmediği de herkesin aşikarı. Dünyanın 'kolayca' değiştirilemeyeceğini anlamamız hızlı ve acılı olduğundan, galiba bazı travmaları da beraberinde getirdi. Bunlardan en ağırı, dünyanın 'asla' değiştirilemeyeceği duygusuydu. Bu durumda olanlar için maalesef büyük bir çoğunluğu oluşturuyorlar yapacak bir şey yok, dolayısıyla bir kenara bırakabiliriz. Öte yandan, dünyanın değiştirilmesi gerektiğini, lakin bunun sanıldığı kadar kolay ve çabuk olmayacağını idrak edenler için de başka bir sorun vardı İddia aşağı-yukarı aynı iddia, ama ben eski ben değilimki! İddianın cesametiyle hayatımızın büyük hamlelere cüret etmekten giderek uzaklaşan hali, genellikle yazının başlığındaki soruyu kendimize daha az sormamıza, sorduğumuzda da "kimyacı bana taktı" kabilinden dışsal cevaplar üretme kolaycılığına yol açıyor. ••• Başa dönersek... Sorun, kendi gerçekliğimizle iyi-kötü yüzleştiğimizde, galiba bunu bir drama dönüştürmemekte. Önemli işler yapan, hani yaygın deyimiyle çığır açan insanların sayısı, tanım gereği azdır. Diğerleri, yani bizim gibi 'normal' insanlar ise asıl büyük kalabalığı oluşturur. Tarihin yazılma biçimi itibarıyla, her ne kadar önemli insanların gölgesinde kalsalar da, esasen dünya onların küçük küçük ama zamanla birikip büyüyen çabalarıyla değişiyor. En azından şimdiye kadar öyle oldu. Tabii hem zor hem de uzun bir sürede. Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun
NEDEN İNGİLİZCE KONUŞAMIYORUZ? NASIL İNGİLİZCE KONUŞABİLİRİZ? Yazan Belgin Öğrek "Neden İngilizce konuşurken zorlanıyorum? Sıkılıyorum? İçerde neler oluyor? Yıllarca İngilizce dersleri, kurslar, özel öğretmenlerden sonra hala iş İngilizce konuşmaya geldi mi konuşamıyorum." diye utanan, sıkılan, kendini yetersiz hisseden hatta suçlayan insan sayısı hiç de küçümsenemez. Bunun farklı nedenleri var kuşkusuz. Oldukça yaygın olduğuna inandığım bir neden, ana dilde düşünmek ve bunu öğrenilen dile çevirerek konuşma stratejisi. Yani, Türkçe düşünmek; ancak İngilizce konuşmaya çabalamak. Bu bir alışkanlık mı? Neden böyle bir strateji izlenir? Bu kişiler yaptıklarının farkındalar mı? Bir kişinin Türkçe düşünüp ''İngilizce konuştuğunu nasıl anlarız? Bu kişilerin İngilizce düşünebilmek için ne yapmaları gerekir? Ana dilde düşünme ve bunu, konuşulmak istenen yabancı dile çevirme stratejisini kullanan kişiler konuşmalarına başladıklarında uzun, karışık, anlamsız söz dizinleri kullanırlar. Oldukça yavaş, düşüne düşüne konuşurlar. Çoğunlukla sözcük ve cümle aralarında "aa..ıııııh..." gibi boşluk doldurucular kullanırlar, Çünkü bir yandan konuşurken diğer yandan ne diyeceğini düşünür ve orada kullanacağı sözcük veya kalıbın İngilizce nasıl söyleneceğini bulmaya çalışırlar. Sürekli "İngilizce olarak bu nasıl söylenir? Şu sözcük ne demektir?" diye düşünmektedirler. Bu durumda zihin çok işlem yapmaktadır. Bu nedenle hem düşünceye odaklanamaz, hem de çeviri yaptığı diller -Türkçe''den İngilizce''ye- birbirinden yapısal anlamda çok farklı olduğu için gramer olarak yanlış, hatta zaman zaman gülünç ifadeler ortaya çıkabilir. Çok bilinen klişe bir örnek vardır bununla ilgili. "Morning moming where are you going?” Bu kişiyle İngilizce iletişim kurabilmek oldukça sıkıcı olduğu gibi başarısızlıkla sonuçlanır. Konuşan kişi kendini yeterince ifade edemediği için ana dilinde konuşmayı yeni sökmeye başladığı yıllardakine benzer bir ruh hali yaşar. İngilizce konuşulan ortamlarda yetersizlik duygusuna kapılabilir. Bu durum bir iç çelişki yaratır. Anadil deneyimleriyle donanmış nöronlar durmadan düşünce üretirken, bunun dışa vurumu tam olarak gerçekleşemez. Yani kendimizi dış dünyada tam olarak gerçekleştiremeyiz veya temsil edemeyiz. Bu kişilere "İngilizce düşünün."dediğiniz zaman bunu nasıl yapacaklarını bilemezler. "Nasıl yani ???." diye sormadan edemezler. Niye İngilizce düşünmeli? Çünkü, düşünme ve konuşma aynı sistemin parçalandır. Bir bütünün parçaları arasında uyum olmazsa, sistemde problem yaşanır. Yani düşünme dili ile konuşma dili aynı olmalıdır. Böylece konuşma hızlanacak ve anlam bütünlüğünü bozacak hatalar yapılmayacaktır. Farkında Olmadan Öğrenme [unconscious learning] Yapılan bir araştırmaya göre; “Öğrenmenin yüzde 20''si bilinçli bir şekilde okul, kitap, öğretmen yoluyla gerçekleşirken, yüzde 80''i farkında olmadan yapılan bilinçdışı kayıtlar ile gerçekleşir.” Ana dilimizi de bu şekilde öğreniriz. Beynimiz, biz farkında olmadan ana dilimizi, konuştuğumuz ortamda milyonlarca işitsel ve görsel veriyi kaydeder. İnsan sesleri ve onlar ile ilintili renk, koku, duyguların hepsi birlikte biz farkında olmadan kaydedilmektedir. Beyin bu veriler üzerinde "aynı"," farklı", "...öyleyse…’ mantığını kullanarak duyduğu seslerden oluşan sistemi, yani dilin şifresini çözer. Bir süre sonra öncelikle bize söylenenleri anlamaya, sonra da konuşmaya başlarız. Yeni bir dil öğrenmeye başladığımızda belleğimizde bu dil ile ilgili yeni bir klasör açılır. Bunu bir bölgede yer kaplayan alana benzetelim. Bölge belleğimiz olsun. Bu bölgede elbette ki anadil alanımız daha büyük yer kaplamaktadır. Sonradan öğrendiğimiz dilin kapladığı alan daha küçüktür. Düşünmek için düğmeye bastığımızı varsayarsak daha büyük olan alan daha baskın olur. Böylece düşünme anadilde gerçekleşir. Bir iletişim ortamında bize İngilizce olarak söyleneni anlarız. Ona cevap vermek için, zihnimizde anadilde düşünürüz. Sonra bu düşündüğümüzü tekrar İngilizce’ye çevirmeye kalkarız. NELER YAPILABİLİR? Ana dilini konuşan insanlar ile sonradan öğrenilen dili konuşanlar arasındaki en önemli farklardan birisi şudur Ana dilini konuşan insanın kendisini ifade edebilmek,için çok seçeneği vardır. Yüzlerce farklı biçimde kalıp kullanabilir. Seçenek zenginliğine sahiptir. Sonradan öğrenilen dil kullanılırken ise öğrenilmiş kalıpların dışına çıkılamaz. Dolayısıyla seçenekler, zengin değildir. Bu nedenle gerek sözel, gerekse yazılı ifade becerisinde kişi sınırlı düzeyde kalır. Tekrar "alan" metaforuna dönersek, öğrenilmiş dilin bellekte kapladığı alanın sınırlarını ne kadar genişletirsek, o dilde düşünmek o kadar mümkün olur. Yani "farkında olmadan öğrenme" süreci zenginleştirilmelidir. Bunun için neler yapılabilir? Öğrenilen dilin konuşulduğu ülkede bulunun Bir dili öğrenirken o dilin konuşulduğu ortamda olmak çok önemli. Öncelikle anadilimizi nasıl öğrendiğimizi hatırlayalım. Beynimiz biyolojik olarak dil öğrenmeye programlanmıştır. Doğal olarak, verilen kalıplan algılama ve bunları ayrıştırarak depolama, anlamlandırma yetisine sahiptir. İşte bu nedenledir ki, biz ana dilimizi öğrenirken hiçbir özel çaba sarf etmedik. "Bilinçli öğrenme" süreci olmadan, hiçbir endişe ve kaygı duymaksızın dinledik tüm söylenenleri. Böylece anadilimizi edindik.. İkinci dilin bellekte kapladığı alanı genişletebilmenin yollarından birisi, öğrenilen dilin konuşulduğu ülkeye gitmek, orada bir süre yaşamaktır. Sokakta, alışverişte, otobüste her yerde İngilizce konuşulan bir ortamda bulunun. Ben İngilizce dilinin konuşulduğu bir ülkeye, İngiltere''ye, ilk gittiğimde ilk şaşkınlığımı havaalanında yaşamıştım. İki temizlik görevlisi kendi aralarında konuşuyorlardı.. Açıkçası bu durum beni şok etmişti. Bizim yıllar süren çalışmanın sonunda gelemediğimiz düzeyde bir İngilizce''yi büyük bir doğallıkla konuşuyorlardı ! Bu nedenle, İngilizce öğrenmek isteyenlere önerim, İngilizce konuşulan bir ülkede kısa veya uzun bir süre kalmaları olacaktır. İngilizce TV, film izleyin İngilizce Şarkılar Öğrenin İngilizce Konuşabileceğiniz Ve Duyabileceğiniz Ortamlarda Bulunun Okuyun Sözlük Kullanmayı Öğrenin
Öğretmenlerinden gelen "sevginizi nasıl gösterirsiniz" sorusunu cevaplayan öğrencilerin sımsıcak kucaklaşması. Teşekkürler! Puanınız alındı, Arkadaşlarınıza da önerin! Bu videoyu beğenmediniz. Dikkate alacağız! Sorry, only registred users can create playlists. Yorumlar Facebook Disqus Yorumlar Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın. 'Birbirinize Karşı Sevginizi Nasıl Gösterirsiniz?' Sorusuna Verilebilecek En Güzel Cevap full izle haber internet son dakika ,'Birbirinize Karşı Sevginizi Nasıl Gösterirsiniz?' Sorusuna Verilebilecek En Güzel Cevap mynet video izle fragman dizi full film ,yerli 'Birbirinize Karşı Sevginizi Nasıl Gösterirsiniz?' Sorusuna Verilebilecek En Güzel Cevap 1080 HD Klip video, facebook video indir,izlesene müzik
Kendime kim olduğumu sorduğumda, soran ben miyim yoksa cevabı bilmeyen mi?Bana en yakın olan kimim? Beni sevenlerin sevinci, benden nefret edenlerin üzüntüsü ve beni kıskananların mesleğiyim!Kendimden başka kimsenin beni yargılama hakkı yok. Ben aitim ve ne istersem onu sabah uyandığımda kim olduğumu biliyordum ama o zamandan beri birçok kez değiştiğimi kim olduğumu merak ettim. Kendime ne kadar çok sorarsam, kim olduğumu o kadar az biliyorum. Düşündüğüm şey, ben gerçekleştir. Kendin yapmak zorundasın ... Seni uyandıramam. Uyanabilecek tek kişi yalnız hissetmedim. Kendimle olmayı seviyorum Bulabildiğim en iyi eğlence tarafından gözden düşürülse ve görmezden gelinse bile pes edemem çünkü benim için kazanmak asla pes etmek yok, ben neysem oyum. Ben bir Rastafaryanım ... Ve bu din değil, hayat kendi içinde hiçbir şey değildir. Sonsuz bir olasılıktır. Ancak bu olasılıktan sonsuz derecede iyi şeyler yapmak için önce kim olduğunuzu ve hayatınıza neyin anlam kattığını bilmeniz değer vermeyen, onu hak etmeyen başına rüya gören taşları aynı yerde görerek hayatın sırrını kimim? Biz sevdiğimiz gibiyiz. En sevdiğimiz yemek, sevdiğimiz filmler, seçtiğimiz arkadaşlar, giydiğimiz kıyafetler, tercih ettiğimiz mevsim, sporumuz, bizi büyüleyen kimim ? Öyle ki her ülkenin Tanrısı benim adım için endişelenecek, acım için böyleyim, her şeyi istiyorum ve şimdi istiyorum! Bazıları şımarık diyor ama ben karar vermeyi tercih tokatla! Deli olmak, tuhaf, sıkıcı! Ben bu böyleyim, kusurlarla doluyum ama en çok ihtiyacı olanlara nasıl yardım edeceğimi almayı düşünmüyorum, ben öyle değilim. Güvensizliğiniz benim de aynen böyleyim ... Ben böyle yaşıyorum, senin delilik olduğunu düşündüğün eşik ile normal olduğunu düşündüğüm eşik arasında! Ve benim dünyamda devam etmek için sadece iki olasılık var ya benim çılgınlıklarıma girişirsin ya da kendininkini yaratırsın. Çünkü ben böyle yaşamayı seviyorum! Deli!Şefkatli olduğumu söyleyenler var, muhtaç olduğumu söyleyenler var. Gerçekten ne olduğumu bilmiyorum, sadece böyle olduğumu yazık ki istediğimiz kişi olamayız, biz neysek ve nasıl doğmuşuz oyuzÇok sosyal bir insan değilim, yarım sözüm yok, kendi fikrim var, pek çok şeyi kabul etmiyorum, öğretileri takip edecek sabrım yok, bencillik ve toplumun küstahlığı beni isyan ettiriyor, bana bakan biri ile kendimi nasıl besleyeceğimi bilmiyorum, hayır Duygularımı nasıl taklit edeceğimi biliyorum, tepkimi ne kadar göstermemeye çalışsam da, herkes bunu anlıyor. Hayır, ikiyüzlü böyleyim Zaten konuştuğumu fark ettiğimde, çoktan incindim, incindim ve bu kadar çok şey yapmayı bıraktım ve cesaretimden çok aptallık yaptım. Yani şimdi ben böyleyim, kafam vatan hasreti değil, ben böyleyim, bazen sırf açmak için buzdolabını açıyorum. Bazen seni aradığım için böyleyim, benden uzaklaşırsan sinir bozucu bulacağım ve ben de uzaklaşacağım ...Ben de böyleyim, alaycı, ironik, kıskanç, bencil ve sıkıcı. En azından olmadığım bir kişi gibi davranmıyorum, ben neysem çalışmanın faydası yok, ben böyleyim. Gerçeğe değer veriyorum, aşka inanıyorum, mükemmel olanı gözden düşürüyorum, yanlışı bir kenara atıyorum ve beni mutlu eden her şeyi yanımda tutuyorum."Anlıyorum" dedim, umursamıyorum. Ben böyle yaşıyorum, böyleyim, her şey için s*iki*ş oynuyorum!Ben böyleyim, dişi aslan kadar güçlü ve kelebek kadar kırılganım. Çıkma kelimesi kelime dağarcığımın bir parçası değil. İnatçı ve ısrarcıyım, gerektiğinde geri çekiliyorum, asla pes etmiyorum. Bir dişi aslan olarak, sevdiklerimi yırtıcılardan ve tüm duyguların sevgi, şefkat ve sevgi şeklinde akmasına izin verdiğimde bir kelebeğe karşı dönüp benim hakkımda kötü konuşman umurumda değil Önemli olan ben böyleyim ve bu kadar!Sıkıcı, kıskanç ve garip olmak. Ben bu tuhafım, ben böyleyim, gece ay ışığında yürüyen bir kurtum, kimsenin kontrol edemeyeceği evcilleşmemiş bir canavarım, sadece kazanmak için savaşan acımasız bir savaşçıyım!Ben insanım. Ben aldatmacayım. Ben bu böyleyim, yarı doğru, yarı yanlış. Ben çok düşünüyorum, çok konuşuyorum. Belki kişilik veya huysuzluktur. Yararı yok, ben böyleyim. Birçoğu beni anlamıyor, diğerleri denemiyor bile. Ben komikim, mutluyum. Gizlemeye çalışıyorum, üzgünüm. Düşündüğümü söylüyorum, samimiyim. Ben böyleyim, yarı doğru, yarı yanlışBen de böyleyim, temiz giysilerim ve kirli böyleyim, gördüğünüz gibi, saf çizgilerde, bir çiçek hasatçısı, bir peri gibi düşten rüyaya iniyorum."Sana bir sır söylemek istedim ... Ben de aynen böyleyim, tuhaf, çılgın ve mutluyum ..."Şüphe? Güvence? Mutluluk? Üzgün? Zaten geçmiş birçokları arasında yeni bir hikaye, kelimeler arasında sonunda, içimde böyleyim. Orada sadece yetenek dolu rüzgar esiyor. Kalbimde aşkı ve büyüyü uçuruyorum!Ve ben böyleyim, bir şarkım ve tek başıma olan bir cazibem var!Ben böyleyim ... düşük ruh hali, öfke, isyan, üzüntü ... Bu duygular içimde uzun sürmez, beni etkilemesine izin vermem, mutluluğum bundan çok daha için o kadar çok hissetmek istemedim ki benim için hiçbir şey hissetmiyorum, ama ne yapmak ... Ben böyleyim, saçımla ve burnumla gurur duyuyorum. Ben böyleyim ve mutluyum. Türk, Kürt, Çerkez, Alevi! Türkiye'liyim!Ben böyleyim, yardıma ihtiyacı olan ben olduğumda her zaman yardım ederim. Ben her zaman acımı sürdürüyorum ve bir arkadaşın acısına katlanacağım.
ben nasıl biriyim sorusuna guzel cevaplar